Zamanın öneminin olmadığını biliyorum. Hatta ne kadar geç olursa o kadar güzel oluyor hissini taşıyorum,her konuda. Sanki ödüllendiriliyormuşsun gibi bir his var. Belki de biz geç geldiğimiz için öyle düşünüyorumdur, ne dersin? Dokuz ay, On gün ve bir kaç gün daha... (Benzediğimizi düşünüyordum fakat doğumdan süre gelen bir durum olduğunu bugüne kadar hiç düşünmemiştim. Baya benziyormuşuz; 'Maşallah' )
Sen ' Öldün... Ve Yazdın ' bense ölüyorum ve yazıyorum.
Her gün ölüyoruz aslında, bir gün daha ölüyoruz her seferinde. Ama buna yaşamak diyorlar nasıl oluyorsa... Bir kez doğuyorsun, sonra her gün ölüyorsun. Seviyorsun; ölüyorsun. Kavuşamıyorsun; ölüyorsun. Geç kalıyorsun; ölüyorsun. Erken kaybediyorsun; ölüyorsun.
Sonra bir gün geliyor, doğduğunu hatırlıyorsun. İşte aslında o gün daha çok ölüyorsun. O gün umutlu oluyorsun ve umut fakirin ekmeği. Yirmi üç saat elli dokuz dakika bulutların üzerinde oluyorsun, ve bir saniye içinde dibe yolculuk... Kabuk, manto, dış çekirdek, iç çekirdek derken... 'Yanıyorsun kelebek! ' Doğduğun gün de seni öldüren gün oluveriyor.
Yanmaya gelmişiz zaten, yanmaya gidicez belli ki =)
Ama ben yalnız olmadığımı biliyorum artık. Bundan sekiz on sene evvel sorsalar tuvalete gitmezdim bak, açık ve net. =) İnsan yandıkça, öldükçe öğreniyor olsa gerek. Şimdi 'birlikte yanarım' diyebileceğim biri daha var. (Fakat tuvalete yalnız gitme konusunda hala ısrarcıyım.)
Bugünü şöyle kutlamak isterdim aslında ben, 'Bugün daha çok susalım! '
Herkesi susturmak isterdim.
Yalnız bir dilek hakkın varken ve dileyeceğin daha yakıcı şeyler mevcutken, ben senin etrafındaki her şeyi susturmak isterdim.
Ama yapamadım.
Zaten yedi haziran bu sene susulacak zaman da değildi. Sorun bende değil, memlekette. Mesela şuan bile ben sana yazı yazıyorum, Ankara'dakiler bize yazı değil tarih yazıyor. Gaz bombaları atılmış, gözaltılar başlamış, Bestekar'a da gitmesinler duyurulmalıymış! Bu doğum günün unutulacak gibi değildi...
Sana yazı bile yazarken, durup yalnızca üç nokta koyasım geliyor bazen. Ve ben biliyorum ki koyacağım üç noktadan bile bir paragraf anlayacak biri var karşımda. Şanslıyım, Özge diye bir ablam olduğu için. Sonra sayesinde Alkım diye bir abla daha edindiğim için. Doğduğun günü aynı neşeyle kutlayamam belki ama, kavga dahi etmiş olsak tanıştığımız zamanı suskunlukla kutlarım...
İyiki varsın..
(Bu arada OTUZ olduğunu yazmadığım için teşekkür isterim =P )
Şarkı, her gün öldükçe daha da anlam kazanır oldu...
Derken bize ait ortak bir şey daha eklemek istedim.
Her gün ölüyoruz aslında, bir gün daha ölüyoruz her seferinde. Ama buna yaşamak diyorlar nasıl oluyorsa... Bir kez doğuyorsun, sonra her gün ölüyorsun. Seviyorsun; ölüyorsun. Kavuşamıyorsun; ölüyorsun. Geç kalıyorsun; ölüyorsun. Erken kaybediyorsun; ölüyorsun.
Sonra bir gün geliyor, doğduğunu hatırlıyorsun. İşte aslında o gün daha çok ölüyorsun. O gün umutlu oluyorsun ve umut fakirin ekmeği. Yirmi üç saat elli dokuz dakika bulutların üzerinde oluyorsun, ve bir saniye içinde dibe yolculuk... Kabuk, manto, dış çekirdek, iç çekirdek derken... 'Yanıyorsun kelebek! ' Doğduğun gün de seni öldüren gün oluveriyor.
Yanmaya gelmişiz zaten, yanmaya gidicez belli ki =)
Ama ben yalnız olmadığımı biliyorum artık. Bundan sekiz on sene evvel sorsalar tuvalete gitmezdim bak, açık ve net. =) İnsan yandıkça, öldükçe öğreniyor olsa gerek. Şimdi 'birlikte yanarım' diyebileceğim biri daha var. (Fakat tuvalete yalnız gitme konusunda hala ısrarcıyım.)
Bugünü şöyle kutlamak isterdim aslında ben, 'Bugün daha çok susalım! '
Herkesi susturmak isterdim.
Yalnız bir dilek hakkın varken ve dileyeceğin daha yakıcı şeyler mevcutken, ben senin etrafındaki her şeyi susturmak isterdim.
Ama yapamadım.
Zaten yedi haziran bu sene susulacak zaman da değildi. Sorun bende değil, memlekette. Mesela şuan bile ben sana yazı yazıyorum, Ankara'dakiler bize yazı değil tarih yazıyor. Gaz bombaları atılmış, gözaltılar başlamış, Bestekar'a da gitmesinler duyurulmalıymış! Bu doğum günün unutulacak gibi değildi...
Sana yazı bile yazarken, durup yalnızca üç nokta koyasım geliyor bazen. Ve ben biliyorum ki koyacağım üç noktadan bile bir paragraf anlayacak biri var karşımda. Şanslıyım, Özge diye bir ablam olduğu için. Sonra sayesinde Alkım diye bir abla daha edindiğim için. Doğduğun günü aynı neşeyle kutlayamam belki ama, kavga dahi etmiş olsak tanıştığımız zamanı suskunlukla kutlarım...
İyiki varsın..
(Bu arada OTUZ olduğunu yazmadığım için teşekkür isterim =P )
Şarkı, her gün öldükçe daha da anlam kazanır oldu...
Derken bize ait ortak bir şey daha eklemek istedim.
.jpg)