8 Mayıs 2014 Perşembe

Mezunlara Yaptığı Konuşma

İNSANLIK, her zamankinden daha önemli bir kavşakta bulunmaktadır. Yollardan biri, çaresizliğe ve umutsuzluğa gitmektedir. Diğeriyse, soyumuzun tükenişine. Tanrı'ya dua edelim ki, doğru seçimleri yapmamız için bize akıl versin. Boşuna konuşmuyorum burada. Varlığın mutlak anlamsızlığını telaş içinde idrak etmiş olmanın verdiği ruh hali, kötümserlik olarak yorumlanabilir. Değildir. Bu sadece, modern insanın içinde bulunduğu talihsiz durumla ilgili sağlıklı bir kaygıdır. (Burada 'Modern İnsan', Nietzsche'nin "Tanrı öldü" deyişinden sonra, Beatles'ın "I Wanna Hold Your Hand" parçasından önce doğmuş kişiler kast edilerek kullanılmaktadır. ) Bu talihsizlik, iki şekilden biriyle ifade edilebilir; ancak bazı dilbilimci felsefeciler, bunu bir matematik denklemine indirgeyip kolayca çözmeyi, hatta cüzdanlarında taşımayı yeğlemektedir.

En basit haliyle ifade edecek olursak, sorun şudur: Bitimli bir dünyada, benim alt ve üst bedenim dikkate alındığında, anlamlı bir şey bulmak nasıl mümkün olabilir? BİLİMİN bizi yarı yolda bıraktığını düşünürsek, bu çok zor bir sorudur. Evet, birçok hastalığı alt etmiştir, genetik şifreyi kırmıştır, insanı Ay'a bile götürmüştür ama seksen yaşında bir adamı on sekizinde iki garson kızla odaya kapattığınızda pek bir şey olmamaktadır. Çünkü gerçek sorunlar hiç değişmez. Hem insan ruhunu bir mikroskopla incelemek mümkün müdür? Olabilir belki, ama onun için de o çift dürbünlü, pahalı modellerden almanız gerekir. Dünyanın en gelişkin bilgisayarının, bir karıncanın beynine dahi sahip olamadığını biliyoruz. Aynı şeyi birçok akrabamız için de söyleyebiliriz ama en azından onları sadece düğünlerde ve özel günlerde görmek zorunda kalıyoruz.Bilim, sürekli bağımlı olduğumuz bir şeydir. Göğsüm ağrırsa, röntgen çektirmem gerekir. Peki ya röntgen ışınları bende daha büyük sorunlara yol açarsa? Ne oluyoruz demeden ameliyata alırlar. Tam oksijen verilirken intörnlerden biri sigara yakmaya kalkar. Sonra bir bakmışsın pijamalı halimle Dünya Ticaret Merkezi'nin tepesinden göklere doğru süzülüyorum. Bilim bu mudur? Tamam, bilim bize peyniri pastörize etmeyi öğretmiştir. Bunu arkadaşlar arasında denemek eğlenceli de olabilir.
* Ya hidrojen bombaları ne olacak?
* Bunlardan biri yanlışlıkla masadan düştü mü meydana gelenleri gördünüz mü hiç?
* Sonsuz bilmecelere kafa yorarken insan, bilim nerede?
* Evren nasıl doğdu?
* Ne zamandır var?
* Madde, bir patlamayla mı, yoksa Tanrı'nın kelamıyla mı ortaya çıktı?
* Tanrı'nın kelamıysa, iki hafta önce söylense de güzel havalardan faydalanılmış olsa olmaz mıydı yani?
* İnsan ölümlüdür derken ne demek istiyoruz?
İltifat etmediğimiz açıkça ortada.

DİN de bizi yarı yolda bıraktı ne yazık ki. Miguel de Unamuno, "bilincin sonsuz ısrarı" diye yazıyor tasasızca, ama bu kolay bir iş değil. 
Özellikle de Thackeray okumaya çalışırken. 
Eskiçağ insanları, her şeyi gözeten güçlü ve iyiliksever bir Yaradan'a inandıkları için ne kadar rahattılar diye düşünüyorum bazen. 
Karılarının kilo almaya başladığını gördüklerinde nasıl hayal kırıklığına uğramışlardır kim bilir! 
Tabii modern insan, bu rahatlıktan uzak. Kendisini sürekli bir inanç krizinin ortasında buluyor. Yeni moda deyimle, 'yabancılaşmış' oluyor. Modern insan, savaş yıkımını, doğal afetlerin dehşetini görmüş, herkesin tek gittiği barlara gitmiş... İyi dostum Jacques Monod, evrenin rastgeleliğinden söz ederdi sık sık. 
Var olan her şeyin sadece rastlantı sonucunda ortaya çıktığına, buna tek istisnanın, hizmetçisi tarafından hazırlandığını bildiği kahvaltısı olduğuna inanırdı. 
Tanrısal bir plana inanmak insana huzur verir elbette. Ancak bu bizi, insani sorumluluklarımızdan kurtarmaz. Ben, kardeşimin bakıcısı mıyım? Evet. İlginçtir ki, bu unvanı Prospect Park Hayvanat Bahçesi ile paylaşıyorum. 

Tanrısız kaldığımızı hissederek, TEKNOLOJİYİ yeni tanrımız kıldık. Peki yakın iş arkadaşım Nat Zipsky'nin kullandığı yeni Buick, Chicken Delight'ın vitrinine dalıp yüzlerce müşterinin çili yavrusu gibi dağılmasına yol açtığında, teknoloji bir cevap olabilir mi? Ekmek kızartma makinem, dört yıldır bir kez olsun doğru çalışmadı. Tüm talimatları uyguluyorum, iki dilim ekmeği yuvasına sokuyorum ama ekmekler birkaç saniye sonra ok gibi yukarı fırlıyor. Bir keresinde, çok sevdiğim bir kadının burnunu kırdılar. Sorunlarımızı çözmek için cıvata, somun ve elektriğe mi güveniyoruz? Tamam, telefon güzel bir şey, buzdolabı da, klima da. Ama her klima değil. Mesela kız kardeşim Henny'nin kliması. Çok gürültü çıkarmasına rağmen soğutmuyor. Onarsın diye adam çağırıyor, daha beter oluyor. Ya da adam, değiştir bunu diyor. Kız şikayet edecek oluyor, beni bunaltma diyor. İşte bu adam gerçekten yabancılaşmış. Yabancılaşmakla kalmamış, sürekli sırıtıyor.

SORUN,yöneticilerimizin bizi mekanize bir topluma iyi hazırlamamış olması. Politikacılarımız ya beceriksiz, ya sahtekar. Bazen bir günde ikisi birden olabiliyorlar. Hükümet, sokaktaki adamın ihtiyaçlarına duyarsız. Sokakta yürüyen bir milletvekili gördüğünüzde onunla konuşmanız yasak. Demokrasinin hali hazırda en iyi yönetim biçimi olduğunu yadsımıyorum. Demokrasilerde en azından vatandaşlık hakları gözetiliyor. Hiçbir yurttaş işkenceden geçirilemez, kanunsuz hapsedilemez ve bazı Broadway temsillerini zorla izlemek zorunda bırakılamaz. Ancak bu, Sovyetler Birliği'nde yaşananlardan fersah fersah uzakta. Onların totaliter rejiminde, ıslık çalarken suçüstü yakalanan bir insan, otuz yıl ağır kürek cezasına çarptırılıyor. On beş yılın ardından hala ıslık çalıyorsa da vuruyorlar adamı. Bu vahşi faşizmle kol kola yürüyen terörizm var sonra. İnsanoğlu, hayatı boyunca pirzolasını kesmekten hiç bu kadar korkmamıştı. Ya patlarsa? Şiddet şiddeti doğuruyor ve bazı tahminlere göre 1990 yılına gelindiğinde adam kaçırma, sosyal etkileşimin en yaygın yolu olacak. Nüfus patlaması, sorunları kırılma noktası erişilene dek katlayacak. Rakamlara göre dünyanın nüfusu, en ağır piyanoyu bile taşımak için gerekli olan sayının şimdiden çok üstünde. Üremeyi durdurmazsak, 200 yılında akşam yemek yiyecek yerimiz kalmayacak ve tek çaremiz tanımadığımız insanların tepesine sofra kurmak olacak. Biz yemek yerken onlar bir saat hareketsiz duracaklar. Tabii enerji kıtlığı da başlayacak ve her otomobil sahibine ancak bir karış geri gidebilecek kadar benzin verilecek.

Bu güçlüklerle yüzleşmek yerine uyuşturucu ve seks gibi dikkat dağıtıcı şeylere yöneliyoruz. Yaşadığımız toplum, haddinden fazla hoşgörülü. Pornografi hiç böyle gemi azı almamıştı. Filmlerde kullanılan ışık da berbat! Tanımlanmış hedefleri olmayan bir toplumuz. Sevmeyi hiç öğrenemedik. Liderimiz ve kapsamlı programlarımız yok. Ruhani bir merkezimiz yok. Evrende yapayalnız gezinip duruyoruz ve içine düştüğümüz bunaltı ve acıyla birbirimize canavarca şiddet uyguluyoruz. Neyse ki izan duygumuzu yitirmedik. 

Özetlemek gerekirse, geleceğin büyük fırsatlar barındırdığı kesin. Ayrıca tuzakları da var. Önemli olan, tuzaklardan kaçınmak, fırsatları yakalamak ve akşam trafiğine kalmadan eve dönmek.


Woody Allen