29 Şubat 2024 Perşembe

Büyümeyen Çocuk

 Öyle bir an geliyor ki..

İnsan öyle yağsız kavuluyor ki acılarıyla soğansız..

Öyle çok ağlıyor ki, içindeki denizde yüzemeden boğuluncaya..

Dışarıdan bakınca öyle acıyor ki kendine, yüz çevirinceye..

Öyle zorlanıyor ki sürtüne sürtüne yuvarlanmaktan hayatının akışındaki nehirlerde..

Kavruluyorsun, yanıyorsun, ağlıyorsun, boğuluyorsun, acıyorsun…

Öyle bir kabuk bağlıyorsun ki sonra, ne dışarı çıkabiliyorsun ne içeri alabiliyorsun. Boşluklarından sızıyorsun sadece; en işgale uğramamış hallerinle. “Artık hiç canım yanmaz..” diyorsun, çünkü; denize açılmıyorsun kaptan. Her şeye gülüyorsun geçiyorsun, hafızanda yer dahi etmiyorsun, uyuyorsun uyanıyorsun. Yazsan ne, yazmasan ne? Çizsen ne, boyasan ne? Eline yüzüne bulaştırsan ne, aklasan paklasan ne? 

Derken bir gün yine uyuyup uyanmalar arasında, kurşun geçirmez camlardan cambazlara bakarken, bir müzik işitiyorsun.. ve seni alıp teflon tavalara, kızıl denizlere, taşkın sellere geri atıyor! Ne kabuk dinliyor bu müzik, ne kaptan! Haydi düşme onun tuzağına, eğer başarabiliyorsan?

Meğer nasıl da korunaksız, amma da çaresiz, ne kadar da kifayetsizmişiz kendimizi olgunlaştırmakta. Hep başa dönüyormuşuz an gelince. Hep aşka düşüyormuşuz. Hep oyuna geliyormuşuz. Biraz daha yanık, biraz daha kavruk, az daha boğuk ama.. Yine çocuk. Hep çocuk.

How Fragile We Are..

25 Nisan 2023 Salı

Şiirimsi

Davet - Oriah Mountain Dreamer

(Kanadalı bir Kızılderili)


Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor. Özlediğin, arzuladığın şeylerin hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum.

Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.

Ayının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor. Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığını, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum. Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan, benimle ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek istiyorum. Benimle ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum.

Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratmayacağını; ihaneti göze aldığın her seferinde sonuçlarını, ayakta karşılayıp karşılayamayacağını bilmek istiyorum.

“Güven” kelimesinin senin için ne ifade ettiğini, güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum. Bazen sana karanlık gibi görünse bile, gelen günün içindeki o büyülü ışığı görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum. 

Hatalarımıza fırsat verip vermeyeceğini, benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını; bir gölün kenarında durduğumuzda gümüş aya benimle birlikte ‘EVET!’ diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.

Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum. 

Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor. Birlikte bir ateşin ortasına düştüğümüzde gerektiğinde yanmayı göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.

Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor. Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum. Kendinle yalnız kalıp kalamadığını ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum.


Di Oricınıl:

The Invitation

It doesn't interest me what you do for a living. I want to know what you ache for and if you dare to dream of meeting your heart's longing. 

It doesn't interest me how old you are. I want to know if you will risk looking like a fool for love, for your dream, for the adventure of being alive.

It doesn't interest me what planets are squaring your moon. I want to know if you have touched the centre of your own sorroe, if you have been opened by life's betrayals or have become shrivelled and closed from fear of further pain. I want to know if you can sit with pain, mine or your own, without moving to hide it, or fade it, or fix it. I want to know if you can be with joy, mine or your own; if you can dance with wildness and let the ecstasy fill you to the tips of your fingers and toes without cautioning us to be careful, be realistic, remember the limitations of being human.

It doesn't interest me if the story of you are telling me is true. I want to know if you can disappoint another to be true to yourself. If you can bear the accusation of betrayal and not betray your own soul. If you can be faithless and therefore trusrtworthy. 

I want to know if you can see Beauty even when it is not pretty every day. And if you can source your own life from its presence. I want to know if you can live with failure, yours or mine, and still stand at the edge of the lake and shout to the silver moon 'Yes'.

It doesn't interest me to know where you live or how much money you have. I want to know if you can get up after the night of gried and despair, weary and bruised to the bone and do whay needs to be done to feed the children.

It doesn't interest me who you know ot how you came to be here. I want to know if you will stand in the centre of the fire with me and not shrink back.

It doesn't interest me where or what ot with whom you have studied. I want to know what sustains you from the inside when all else falls away. I want to know if you can be alone with yourself and if you truly like the company you keep in the empty moments..

13 Ekim 2021 Çarşamba

Bendeki İki Sıfırı Atalım

İşi biraz edebiyattan çıkarıp matematiğe dökersem, sanki problem daha iyi anlaşılacakmış gibi.. Beni bırakalım; zaten toplamadaki etkisiz elemanım. Size biraz O'ndan bahsedeyim:

Bir gözleri var; içinde güneşten de parlak umut saçan bir delik olan iki kömür parçası.. Tıpkı Japon animelerindeki çocuklar gibi..
Bir ağzı var; sanki içindeki dalgalı deniz en son anroşmanlara, dişlerine takılıyormuş da dışarıya süzülüyormuş gibi.. Her bir kelamı okyanus ferahlığı..
Bir burnu var; içinden geçen her niyeti koklar gibi derin derin soluyor havayı.. 
Elleri var; adeta üzerini saran polar bir battaniye. Karanlıkta korkudan arkasına sığındığın, soğukta altında ısındığın..

Her şeyi var ama, hiçbir şeyi yok gibi..
Hiçbir şeyi yok, ama her şeyi var gibi..
Asıl problem de bu ya; toplasam etkisiz,  çarpsam katıksız gibi..

Ona çarpılsam, yok olurum. 
Onun için bölünsem tanımsız.. 
Bir sıfır ki, içimden bir türlü çıkmyor; eksilmiyor.

Bende iki sıfır var; ne onlar benle durabiliyor ne de ben onlarsız..
Hatırlatın da Ekimin sonuna doğru şu bendeki iki tanımsızı diyorum..
Atalım.

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Keşke nedir Olric?

Bana keşke dedirtemeyeceksiniz.
Sevmek ile sahip olmak mutluluğunu birbirine karıştıran cahilliğinizi yok sayacağım.
Birlikteliği sırasında sevgi kılığındaki, kırmadan/incitmeden yalansız/dolansız ayrılığı yaşadıktan sonra nefrete bürünen bencilliğinizi görmezden geleceğim.
Bir kez dahi yalan dolan aldatmacaya bulaşılmamış dahi olsa, oyunun sonunda oyuncağını kaybeden çocuk misali çamurlaşan şımarıklığınızı umursamayacağım.
Kırıcı olmamak adına anlaşılabilir basit cümleleri, bir kanepenin diyalektiğine bile sığamayacağınızın anlatımına yeğleyip bu işe bir nokta koymaya çalışan düşünceyi, sonrasında oportünist diye bıçaklamanızı duymazdan geleceğim.
Ömrünüzde bir kitap dahi okumayışınızın, bunun eksikliğini de hissetmediğinizin ama hissettirdiğinizin farkındalığına varabildiğiniz zaman dönüp bakmayacağım.

Bulunmaz Hint kumaşı değilim. Kusursuz hiç değilim. Şu ana dek çok hatam olmuştur, ömrüm sürdükçe de olacaktır. Siz de Jenga'mın bir taşı olup, varlığınızla yokluğunuzla beni şekillendiriyor olacaksınız. Hatalarım ya da doğrularımla. Varlığınız ya da yokluğunuzla. Varlığınız belki dengemi bozacak belki ağırlaştıracak yokluğunuz belki yıkacak belki sarsacak.. Ama ben inşaya devam edeceğim. Ben yalnızca ne olduğumu, ne istemediğimi biliyorum.

Siz daha sevginin ne olduğunu bilmiyorsunuz.
Dilerim siz sevginin ne olduğunu öğrenir ve mutluluğu tadarsınız.
Bana keşke dedirtemeyeceksiniz.

"Şifa istemem balından,
Bırak beni bu halımdan.
Razıyım açan gülünden,
Yeter dikenin batmasın.

Gece gündüz o hizmetin,
Şefaatin kerametin,
Senin olsun hoş sohbetin,
Yeter huzurum gitmesin..

Taşa değmesin ayağın,
Lale sümbül açsın bağın..
İstemem metheylediğin,
Yeter arkamdan atmasın.

Kolay mı gerçeğe ermek?
Dost bağından güller dermek?
Orda kalsın değer vermek,
Yeter ucuza satmasın.

Sonu yoktur bu virdimin.
Dermanı yoktur derdimin.
Gerekmez ilaç yardımın,
Yeter yakamdan tutmasın!

Nesimi'yim vay başıma..
Kanlar karıştı yaşıma.
Yağın gerekmez aşıma,
Yeter zehirin katmasın."








14 Ekim 2016 Cuma

Witch Better Have My Money!

"Benden Bir Cadı Yaratmayı Nasıl Başardınız?" Adlı Çalışmama. Gezme. Tozma.

-Aa? Bu ne hal İlke? Kostüm partisi mi var?
+Hayır, artık yöresel giysilerimi kullanmaya karar verdim. Artık kendimi daha fazla saklayamayacağım.
-Alemsin vallahi.. Ama senin cadı olduğunu herkes biliyordu. Yormasaydın kendini =D
+Nasıl ya? Nereden öğrenmişler?
-Neyi nereden öğrenmişler?
+Büyük büyük ninemle mi tanışmışlar?
-Büyük büyük nine mi?
+Evet, İzmir Büyücüleri'nden. Büyük büyük ninem el vermiş bana.
-El mi vermiş?
+Korkma canım, Varlok değiliz. Büyük büyük ninem Keğvın'dı.
-Keğvın mı?
+Bir bağlılığı yoktu yani arada Covenlerde arkadaşlarıyla toplanırlar, kazan kaynatırlardı.
-Kazan mı kaynatırlardı?
+E senin rengin baya attı? Ehe. Tamam tamam. Kazan kaynatırlardı canım,
dedikodu yaparlardı yani. Altın günleri vardı ondan bahsediyorum.
-E Varloklar? Keğvınlar?
+Ya ne bileyim ben. Gerçekler bence. Vardırlar yani.
-E senin yöresel?
+Ne yöresi bebeğim?
-Giysiler?
+Annemler göçmen Avrupalı sayılır tabii, cadılık oradan gelebilir de..
Babam karadenizli. Getir bir peştemal bağlayayım.
Haha. Şuradaki antika dükkanı yeni açılmış, çok güzel şeyler var.
-İlahi İlke! Alacağın olsun.
+Ama büyü yapmayı büyük büyük dedemden öğrenmiştim.
-Lan?!?

İki Yalancı

12.10.2016

Yazdan kalma bir günden, ya da gölde kaz filminden..
Bir sahne var aklımda, o kazlar sanki biziz.
Kimi kazlar hiç ötmezmiş, bizimkisi ötenlerden..
Biiii, öyle lanet bir film. Niye izlediysek bir de onu..

Neyse, Kırlangıçlar gibi diyelim.. Can Kazaz'ı analım.

Abra Kadavra

Davut Bakırtarlası


-Bayanlar ve Baylar!
Merdivenden kayanlar!
Bu akşamki gösterimizde şapkamızdan, nereye koyduğumuzu hatırlayamadığımız
ev anahtarını çıkartıcaz. 
O anahtardan kaybolmayan sevgili yapıcaz! Ve o sevgiliyi bile elimizde tutamayıp uçurucaz, telgrafın tellerine kondurucaz. 
Sonra arka cebimizden bir zamanlar koyduğumuz, koyup da unuttuğumuz 5 lirayı çıkarıp, 5'ten balık bile yapamıycaz. Motorine-Benzine yine zam geldi, balık almaya bile param yetmedi. 
Kusuruma bakmayın.
Akabinde arkamda görmüş olduğunuz masaya bir türlü çözemediğimiz memleket meselelerini yatırıcaz. Belk yine çözemiycez ama en azından 2'ye falan böleriz. 
Küçük loklamalarla daha iyi sindirebiliriz.
Son olarak arkamda göremiyor olduğunuz şpe, glütensiz un sericez ve değneğimizin bir dokunuşuyla dünyayı bembeyaz yapıcaz! Geçici de olsa gerçekçi olucaz. Lafa değil icraata bakıcaz!
+Konuşmanız seçim propagadasına döndü hanımefendi.
-Sahi mi? İşte o zaman gerçekliği yitirdik demektir.
İndirin beni.