22 Mayıs 2015 Cuma

ÇILGIN BEDİŞ

Önümde bir kadın var; sıfırdan on yediye evin hınzır çocuğu. 
Kaşını patlatan, kolunu yaran, burnuna nohut sokalayan, kibritlerin uç kısımlarını yiyen doymayıp bir de annesinden dayak yiyien, ekmek kırıntıları ile bulduğu her deliği dolduran.. Bir acayip çozuk. 

Önümde bir kadın var; on yedisinden on dokuzuna giderken 
kimliğini oturtmaya çalışan bir kız çocuğu, evinin bir kadını. Bir yanda yemeğini yaptığı, çamaşırını yıkadığı kocası.. Bir yanda boğuşmaktan geri kalmadığı karındaşları..

Önümde bir kadın var, on dokuzundan yirmi dördüne 
yanında yükünü sırtladığı kocası, kucağında ilk bebeği. 
Azalmayan şimdi daha da artan korkuları, kaygıları, endişeleri.. 
Yirmi dördünde ikiye katlanan çocukları, sıkıntıları.. Kendisini artık kaç parçaya böleceğini, nereye yetişeceğini düşünmeden koşturan bir yarışçı.  

Bir kadın var, yirmi dördünden elli birine
 yorulmadan hiç bıkmadan, durmadan, dinlenmeden yaşadığı hayatı, kaybettiği anasını  babasını, kazandığı başarıları, okuduğu kitapları, her beş yılda bir aksatmadan  özletmeden geçirdiği ameliyatları, hissettiği kızgınlıkları, ettiği kavgaları ... hiçe sayıp her gün sadece anne olmak için uyanan. 

Önümde bir kadın var, elli bir  yaşında.
 Kocasına göre; evinin becerikli hanımı, akıllı ve güzel kadını.. 
Kızlarının; bebişi, dostu, annesi.. 
Hala evin hınzır çocuğu, sataştıkları kardeşleri, kaygılandıkları endişelendikleri bebekleri.. 
Her şeyleri..

Önümüzde bir kadın var, uzansak da erişemediğimiz, koşsak da yetişemediğimiz..
Sana diyecek lafımız yok da, korkuyoruz.. 
Terleyeceksin, üşüteceksin bak ayağında terlik de yok! 
Fazla koşma, biraz dur; özleteceksin!