31 Aralık 2012 Pazartesi

Kırmızı başlıklı adam = Noel Baba

Yarınından hatta bir sonraki haftadan hatta hatta bir sonraki aydan ümitli olmayan insanların önündeki seneye bu kadar umut ve beklentiyle yaklaşması yalnız bana mı tuhaf geliyor?

Sen değişmedikten sonra ondan geri sayarak yalnız bir saniye içinde hatta salise hatta hatta mikro-nano-piko-femto-atto saniyede bir şeylerin değişmesini beklemek enteresan değil mi?

Aslında değişim kelimesi yanlış oldu,zaten her dakika hatta saniye hatta hatta salise bir şeyler mutlaka değişiyor. Ama yeni yılın elinde güzellikleriyle,sürprizleriyle bize geldiğini zannetmek gerçekten roman karakteri Polyanna'yı çok izlediğimize dair bir izlenim vermiyor değil. 


Belgelerimle geldim!
Zaten Noel Baba diye bir şey de tamamen uydurmaymış.Ben okudum;bu Coca-Cola'nın Amerikan çocukları tarafından tüketilmesinin yasak olduğu dönemlerde,ki yazın sıcağında gayet iyi tüketilirken kışın soğuğunda üstüne üstlük yasakken nasıl satış yapacaklarını oturup kara kara düşünürken bir reklamcı abinin hayal ürünüyle karışık üretilen süper bir tuzakmış (tuzağın diğer bir eş anlamlısı ile: fak'mış). Dikkat edin, Noel Baba meretinin üzerindeki elbise nedense kırmızı-beyaz'dır.  Okuyana kadar benim de dikkatimi hiç çekmemişti. Hatta eskiden beri süregelen reklamlarına bir göz gezdirin, hep yemek sofralarında çoluklu çocuklu herkese içirirler falan. Biz yer miyiz oğlum?! (YEDİK!)


Belgelerimle yazıyorum burada!
Şimdi yok efendim evlerde çam ağaçları,caddelerde ışıklar,vitrinlerde sahte sahte köpüklerden straforlardan karlar...

Ya bize ne oluyorki? Onlar belli ki İsa'nın doğum gününü kutluyorlar, caddelerini ağaçlarını ışıklandırıp evlerine davet ediyorlar. 
Hadi yeni yıla güzel girelim,eğlenerek girelim,ışıl ışıl girelim diyelim. Tamam da çam ağacı niye? Noel Baba'nın hediye getireceğine inananlar mı var? Bu kadar mı benliğimiz yok başkasının eğlencesine özeniyoruz?

Cem Yılmaz'ın alay ettiği kadar var işte:
'Noel Baba,geçme salonun ortasından ürkütürsün vakvakları.
Şöminenin oraya çam diktim,git topla kozalakları.'

Ben hiç 'bilmem kaçıncı sene bana çok iyi geldi' diye anlatan birini görmedim. Zaten arkada bıraktık mı hep unutlur onlar. Hani milenyum vardı bir ara, her şey çok başka olacaktı, milenyum çağına giriyorduk. Ne oldu şimdi? Nerede kaldı bunun milenyumluğu? Dediğim gibi, geçip giden seneler hep unutulur ve gelen sene de bir başka olacakmış gibi beklenir. İnsanın umudu kendinde olmalı. Beklentilerini kendine yormalı. (Çok mu ciddi oldu buralar? Kısa keseyim de Aydın'ın havası günlük güneşlik bugün.)

Tüm bunlara rağmen umutsuz olmaz. Yeni yılın sizlere iyi gelmesini dilerim. 



Her şey seninle başladı.

Yine seni karalıyorum...

Elimde ne bir arpa suyu var ne de üzüm sirkesi. Zaten üzüm sirkem hiç olmadı,tadını bile bilmem. Tadını bilmeyi geç, yeşil sebzeleri temizlemekten başka bir işe yarar mı ondan bile bihaberim.

Bu aralar alkolsüz buluyorum kafayı. Hem ucuz hem sağlıklı...
Seni düşünüyorum;saçma sapan hayaller kuruyorum.
Düşündükçe, her yudumu köpük dolu arpa suyu gibi lezzetli bir keyif alıyorum. Ve hayallerim kırılamaz. Zaten olacak olsalar hayal değil, plan olurlardı. Planlar bozulur, planlar tutmaz... Ama hayaller kırılmaz, hayal kırıklığı diye bir şey yoktur! Hem kırık dediğin kemikte, karnede falan olur. Düşünceye, hayale kuvvet mi işler? Sen istediğin kadar uğraş, seni düşünmemi engelleyebilir misin? Hayallerimi sen kırabilirsin misin? Hayal kurmaktan korkutuyorlar insanları, oyuna getiriyorlar hepimizi. Disney bile 'Her şeyin küçük bir fareyle başladığını unutmayın!' diyor. Hayal kur, çünkü efendisi olabileceğin tek gerçekler onlar.

Kendimi anlatmak istemiyorum kimseye. Kaldıki anlat deseler anlatamam. Ne? 'Yalnız kalmak istiyorum, çünkü hiç birinizden yalnız başımayken aldığım keyif kadar keyif almıyorum.' mu demeliyim? Şuna ne dersin: 'Gram keyif alıyorsam namerdim! Çok sıkıcısınız.' ? Nasıl söylenir bunlar?

'Bence ben bencilim ve siz de bir bencil ile arkadaşlık etmeyin. Büyükleriniz söylemedi mi size? Benciller çok kötü insanlardır! Onlardan uzak durun.'

Ama bu gidişle bencil olmakla kalmayacağım, a-sosyal de olacağım. Mesela bugün televizyonu bile açmadım, ülkede ne olup bittiğinden haberdar değilim. Zaten hiç sürükleyici değil bu gündemler. Her gün aynı haberler; bir kaç gün izlemeseniz hiç bir şey kaçırmazsınız. Gündemin konusu: İnişe geçtik-batıyoruz.

...

Şimdi bu yazıya bir son gerekir değil mi?
Bu yazı hiç bitmeyecekki.
Bu sayfayı kapattığımda ben seni düşünmeye devam edicem yine.
Hayalim çok güzel, gelsene?
















Laçka

Çevremde sen ve senin gibiler olmaması için ne yapabilirim? Ne yapılabilinir? Yahut..

Başarılı sonuç alabilir miyim? Başarılı sonuç alınabilir mi? Başarılı sonuç alınmadığı taktirde;çevremde o ve onun gibiler olması için ne yapabilirim? Ne yapılabilinir?

Üç beş kişi yüzünden herkesten uzaklaşmak yanlış değil midir? Yanlış olduğunu bildiğin halde bunu yapmak istemek rahatsızlık değil de nedir? 

Artık beklentilerinin boşa çıkmasından yorulup, hiç bir beklenti içerisine girmemek seni ilişkiden soğutmaz mı? 

Ya ilişkilerin basitliği ve basit oluşundan mütevellit "Sıradanlığı" daha çok canını sıkıyorsa?

Ve artık her kimsenin sıradanlığından sen, hiç kimse ile olan münasebet ve münasebetsizliğinden tatmin olamıyorsan?

Hatta müsabetsizliğin bile artık tadı kalmadıysa?

...

O zaman bu lanet olası 'Kıyamet' neden hala kopmuyor?!

(Ha bir de,babam bu kadar güzel pasta yapmayı neden hala öğrenmiyor?)

14 Aralık 2012 Cuma

Nostalji

Günün sıradanlığının yanında hiç sıradan değildi karşılaşmamız. Normalde yolda falan karşılaşırdım ben;en sümsük en dökük hallerimle. Murphy öyle istiyormuş,ondanmış gerçi. 
Ama bu kez,dedim ya sıradan değildi. Ne ben onu gördüm ne o beni. Ama karşılaştım onunla;eskilerin arasında. Eskilerin anısında.

Sanki her çiftin özellikle olmasa bile (ki o gün,haberimiz yoktu birbirimizden) illaki bir gün denk gelen kıyafet uyumları gibi, biz de mavinin aynı tonlarında giyinmişiz. Boyu boyumaydı,huyu huyuma olmasa da ama;mavilerin içinde tam da birbirimize göreymişiz gibi sırıtmışız bir de. Daha önce de dedim ya,hiç kimse hiç kimseye göre değildir işte.

Doğum günümdü hatırladığım. Özenmiş olsam gerek,makyaj falan yapmışım bir iki.. Saçlar salık,dalgalanmış. Jöleli belli. Onun olmayan saçlarına inat gibi savurmuşum. Ve mutluymuşum;duruşum,sırtımı ona yaslayışım,gülüşüm...  Ya da biraz ince eleyip sık dokuduğumuzda henüz birlikteliğimizin çok başında olduğumuzu çıkartabiliriz. Evet,aylardır birlikteydik: üç dört tane.

Sonra birden o,film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Oturdu kalktı,döktü kırdı,kavga etti,bağırdı çağırdı,sustu,sonra bir oyun oynadı.. Ama piyonları yetmedi. İtiraf etmek gerekirse benim vezirlerim güçlü olmasaydı,şahımı çoktan devirmişti. Fil gücüyle çıktığı yoldan at kafasıyla geri döndü.

Fotoğrafı bıraktım. Bir iç dolusu kızgınlıktan sonra bir hiç dolusu pişmanlık duydum.
Üzüm olsaydı güzel olurdu,düşerdim üzüme. Eskilerin şerefine.

10 Aralık 2012 Pazartesi

Netice itibarı ile...

Yüzyılın buluşunu yaptım,patentini alacağım.
Bu kış aylarının en çekilmez yerleri 'şüphesizki' tuvaletleri.Hatta açık adres vermek gerekirse:klozetleri.
Şu aylarda soyunup giyinmek kadar  (bazen daha bile fazla) üşendiğim şey varsa o da tuvalete girmek.

'Buz gibi olsun' diye kastettiğiniz temiz olması değil miydi? İstediği kadar pis olsun yine de buz gibi bu klozetler. İçten ısıtmalı neticem bile şoklama sonucu donmuyor değil.Isı alış verişi denen bir fizik kanunu var sonuçta. Donuyorum arkadaş! Geldik iki bin on ikiye hala içten ısıtmalı,dıştan korumalı bir klozet icat edilemedi.

Ne kadar da yerinde sayan bir insanlığımız var.Elektrikli battaniye diye bir şey var da elektrikli klozet neden yok? Hoş,onun da adı ne garip 'Elektrikli Batteniye'! Ne yapıyor,elektrik mi veriyor vücuda,şoklama mı yapıyor,bilmem kaç watt/volt  elektrik veriyor da titreyip kendine mi geliyorsun? Yok öyle olsa memleket şimdiye titreyip uyanmıştı. Elektrikli klozet olmadı,ısıtmalı klozet olsun.

Sağlığımdan oluyorum o kötü.Giriyorum donuyorum,girmiyorum mesaneyi patlatıyorum.Hiç sağlıklı değil bu klozetler.Hayır kendi evim olsa zaten ben klimayı banyoya taktıracağım. Klozetim de ısınır,duşakabinim de.Beyin bedava.

Ama hazır böyle bir şey buldum,patent alayım diyorum.Yarın çıkacak yine neticesi kıymetli biri,imal edecek satacak ben kafamı yorduğumla kalacağım. Yorduğum şeye de bak... Eee atalarım öyle demiş;Hatice'ye değil neticeye bakacakmışsın.




(Tabii,tüm bu yazıyı yazdıktan sonra tek akıllının ben olamayacağımı düşünüp bir araştırma yaptım.Sizlerin de ufkunu genişletmek isterim:Isıtmalı Klozet )

3.8'lik

Size bir şey söyleyeyim mi?
Söyleyeceğim: Bu okullar hiç bir işe yaramıyor.
'Pratik yapmadan olmaz'ları, 'İşe başlamadan öğrenemezsin'leri, 'Gözünle görmeden oturtamazsın'ları geçtim.Bunlar başka bir tartışma konusu da.. Benim burada size söylemek istediğim şey hissi.

Arkadaş sekiz sene ilkokul-ortaokul dönemlerimizde İlkyardım derslerinde anlattılar.Liseye geldik tatbikat bile yaptırdılar.Yetmedi ben gittim dört sene de işin membağında okudum;Zemin Mekaniği,Deprem Mühendisliği derslerini gördüm.Deprem Mühendisliği de nasıl bir isimse zaten;sanırsınki daha sağlam deprem yapmayı öğretiyorlar.Nihayetinde dersleri verdim de..
Yok olmadı.Hiç bir halta yaramadı.Hala daha depremden ilkokul çocuğu gibi korkuyorum.Hatta deprem korkusundan,afet olmadan kalpten gidicem bir gün.

Bir çaresi bulunmuyor elbet Sertab'çım;doğal afet. Korkunun da ecele faydası yokmuş.Ya ben ecele niye yardım edeyim? Ben görüşmüyorum zaten kendisiyle. Hiç haz etmem.Böyle davetsiz,habersiz çat kapı geliveriyor.Belki müsait değiliz,belki bitirmemiz gereken iş var.Bak Atatürk'e geldi,hep işler yarım kaldı.Usül adap bilmiyor anlayacağınız.Ayıp denen bir şey var.Tasvip etmiyorum,yüzünü dahi görmek istemiyorum ecelin.Öfkeme de yenik düştüm şimdi,konuyu da kaptırdım ecele..


Sahi ne diyordum ben? Evet,müsaidenizle bir düzeltme yapacağım: 'Okumak cehaleti alır,yusufluk baki kalır.'



8 Aralık 2012 Cumartesi

Karabasan

Bundan iki sene önceydi.
Yine bir internet sitesinde,'Hey aynasızlar!' diye bir yazı yazmıştım;seninle olan bir anımdı..
Gülüyorduk.Okuyup gülmüştük.
Ondan iki yıl sonra,şimdi.
Yine bir internet sitesinde,'Karabasan' diye bir yazı yazıyorum;seninle olan bir anım..
Yine gülücez.Seninle hep gülücez..

Bir gün öncesinde telefonda konuşuyorduk.Senin odanın penceresini biliyordum artık.Önümde yükselen binanın senli penceresine bakıyordum konuşurken.Üzgündüm,ağlıyordum,kendimi telef ediyordum.Beni rahatlatmak istedin.Bir duş alıp kendime gelip uyumamı önerdin.'Yarın okulda İlke gibi görmek istiyorum seni.Az kendine gel ortak.'dedin bana.

Uyudum,uyandım,okula geldim.Seninle buluştuk.Beni nasıl bulduğunu sordum:"İlke gibi miyim ortak?"Bir iki laflayıp,dersi asmaya karar verdik.Zemin mekaniği ve akışkanlar mekaniği vardı.İkişer saatten dört saatin ilk ikisini asmaya karar verdik.Sinemaya mı gitsek,dertleşsek mi derken biz konuşmayı seçtik.İki ders boyunca konuştuk.Her zamanki gibi,yetmedi.Diğer ikisi için okula döndük,ama yine de cazip bir hal gelmedi.Bizimkileri de alıp firara devam etmek istedik.
                                     
                                      'Ortak sen Ordu Boztepe'ye gittin mi hiç?'

Yola çıktık.Şarkılar söylüyorduk,gülüyorduk.Ege Çubukçu adında İzmirli bir elemanın şarkılarını bile söyledik.Eğlendik.Sonra midem bulandı,arabayı durdurduk.Başımda bekledin benim.Yola devam ettik.Sonra ben uyudum...

Bir kabus gördüm!
Sen artık yoktun.Sözde bir kaza geçirmişiz biz.Sen ve O... Siz gitmişsiniz.Ortak beni almadan gitmezdiki..Kabustu işte,çok kızmıştım size.Madem gidecektiniz beni niye almadınız diye. 
Sonrasını bilirsin.Onlarca insan bana senin çok iyi olduğun için bizi terk etmek zorunda kaldığını söyledi.Sen artık olgunluğuna erişmişsin.Ve ben seninle gelecek kadar iyi değilmişim.Haklıydılar,seni tanıyorlardı.

Zamanla alışır gibi oldum;kızmak yerini hayranlığa bıraktı.Sana hayrandım artık,bu kadar erken bir yaşta bu güzelliğe eriştiğin için. Herkes tarafından sevildiğin için. Bu kadar iyi bir insan,bu kadar iyi bir dost olduğun için.

Sonra ben,senin yokluğunda akışkanlar mekaniğinden kaldım. Hiç umurumda da değildi. Zaten hiç sevmemiştim. Bir kaç kez daha sınavlarına girdim. Sonunda dersi verdim. Hatta okulu da bitirdim. Yokluğunda kitap okumak,yorganın altında sessiz sessiz ağlamak bu idi belki.. Ve bazen güldüm,bazen ağladım,bazen utandım,bazen umutlandım.. Anlayacağın yaşamak için ne gerekiyorsa onları yaptım.

Ama seni hala bulamadım. 
Sen hala yoksun.
Ben hala Ordu Boztepe'ye gitmedim ortak. 

Ve ben.. 
Bu kabustan hala uyanamadım.

Ordu'daki Trafik Kazası


7 Aralık 2012 Cuma

Ünsüz:YZ. (Ünlü olsaydım Ünlü olurdu:Yazı)



Sevinç mi,hüzün mü,neş'e mi,keder mi yoksa hiç biri mi...Bilemedim.Tarif etsem anlar mıydın?
Betimlerken,duyduğum güzel tamlamalardan yarararlansam...Ben yazarken aldığım hazzı sen de okurken alır mıydın?

Neyi birlikte yapabildik ki bunu yapmamızı bekliyorum.Kİm bilir,belki ben nefes bile alıyorken sen veriyorsundur...

Sahi sen? Kimsin? Nereden geldin? Neden geldin? Neyin peşindesin sen? Neden ben?
Yani..Dur! Gitme. Bardağın yarısı boş görünüyor sen gidince.
Şimdi anlatan benim diye kafanı bile çevirmezsin sen.Başına ünlü bir isim mi yazsaydım? Belki oturur okurdun.Anlardın belki. Hem onlar daha mı güzel yaşıyor duygularını? Daha mı güzel seviniyorlar? Daha mı güzel hüzünleniyorlar? Sevinç aynı sevinç,hüzün aynı hüzün değil mi sanki?
Tabii ya,Yılmaz Erdoğan dememiş miydi zaten

"Bak aynı başına gelmiş adamın benim başıma gelen;
O da üzülmüş aynı benim gibi.
Benimki daha acıklı değil onunkinden,
Fiyakalı değil onun acısı benimkinden.
Sade güzel olan kelimeler..
Sade kelimeler..
Kelimeler.."

Ünlü bir isim de buldum bak senin için,yazdım araya.Okursun belki gözün takılır da..
Neyse...

Hani bazen bulutlar düşünürsün;içi boş...
İçi boş demişken,tatlı görünür mü her içi boşluk olan?Doğa bile içi doludan yana aslında.Kafanın içi doluysa daha uzun kalabilirsin mesela hayatta.Gerçi fazla doluysa da kim vurduya gidersin şu şartlarda.'Azı karar,çoğu zarar' demek..
Yine ipin ucu kaçtı,gördün mü... Bulut diyordum. Ya da boşver sen bulutu,gözüm yükseklerde sanma beni. 'Benim gözüm sende'

Pamuk da olur,onun da yarısı boş sayılmaz mı? Hani pamuk dolu bir bahçeye bıraktığını düşün kendini;alabildiğine soft,uçarı..
Yok yok,öyle de değil.Sen de 'yere göğe sığdıramadın kendini' diyeceksin ama..Tarif bile edemiyorum baksana..
Boşver pamuğu da.Düşünme hiç bir şeyi.
Tamam! şimdi oldu.Hiç bir şey düşünmediğin anlar oldu mu hiç?

Ya da..
Onu da boşver sen.Düşün. Düşünmeyen adam mı olur hiç? Hatta, düşünmeyen, adam olur mu hiç?
Düşünki içi boş bir davul.. 'Yahu içi dolu davul mu olur?' Güzel,düşünmeye devam.
Hani kim nasıl vurursa öyle ses verir ya davul...O misal benimki de,nasıl bir boşluksa öyle yankılanıyor her şey içimde.
Ama bir de baloni yanım var ki sorma:'Tutmasaydın gidiyordum az daha!' Bıraksan aslında öyle bir havalanır giderimki buradan...Bırakma.

Hiç bir zaman anlatmak istediğimi anlatamam zaten ben.Hangi hatun anlatmış ki ben anlatayım? 'Yaradılış'
Nereden girdim,nereye gidiyorum kim bilir nereden çıkıcam..
Gördün mü seninleyken hislerimi anlatamıyorum bile.

O kadar ağrısın ki,bir o kadar hafif..
Tezat da sanatmış ya,ondan olsa gerek bu yazıya dökmelerim.Hani 'şekilim ya'.
Yazdığımdan bir şey anlar mıydın sahi? Şahsen ben bile anlamıyorum da BEN'i. Büyük yazdım belki iyi bir şey sanarsın diye.Altını da çizicektim ama çizmedim önemli sanma diye. Gözde güzel olan,gönülde de güzel midir sence?Yahu sana ne bütün bunlardan ama,ne bu böyle soru,soru,soru..Sıkmak da değil gerçi niyetim.Zaten yağmur da başladı,birazdan elektrikler de kesilir.

Son bir soru sorsam müsaidenle: Kaçsam kovalar mıydın beni gördüğünde?

Vol.2

Senden gocuğum olsun istiyorum.

Yalnız Gülse değil,ben de 'gayet ciddiyim'.

Evet,senelerdir süren münasebetsizliğimizin sonucunda bunu isteyebileceğimi anladım.
Bir yerde anne babaların yani ataların da haklı olduğunu düşünürsek... Samanı zamanı için saklatmanın ne demek olduğunu da şimdi daha iyi anlıyorum.Meğer besleyip büyütmemiz gerekenler varmış.Sen de onlardan birisin bazen.

Aslına bakarsan bunlar hakaret değil,iltifat bir yerde.İnsanlığa düşen onca ayıbın yanında belki de saf kalıyorsun.Yunus da bir hayvan mesela.Kaldıki hepimiz hayvanlar alemine mensubuz.Hatta benim bir baş kaldırım bile olmuştu seneler (iki tane) evvel:'Madem hayvanlar alemindenim (üstelik memeliyim) neden benim tüy dökme mevsimim yok?'İsyan ettim arkadaşım,söz söylenecek an değildi.

Gülme.Ben de 'hala ciddiyim'!

Tüm bu aforizmalar beni haklı çıkarmadığı gibi seni de aklayamıyorlar.Ki seni ben aklayamam.
Akla kara desen ben zaten karayı seçerim.Zaten hep bu yüzden bana karamsar diyorlar.Mesela bence en temiz renk beyaz değil,siyahtır.Hiç bir kiri göremezsin onda.Hiç bir leke yoktur.Beyaz öyle mi?Ufacık bir sıçramayı üzerini değiştirmekle ödemedin mi hiç?

Ama hep bugüne kadar senin önüne serilen kötü adam karakterleri siyah giymiştir.Mafyalar,katiller,hırsızlar... Bir de iyi adam karakteri vardır o filmlerde,beyaz giyenler;melekler falan filan.Sonra biri üzgün olduğu günlerde karalar bağlayıp siyahlara boğulmuştur,mutlu günlerinde gelinlikler,beyazlar... İşte renkler üzerinden bile siyaset yapmışlar.Bizse hala siyahı suçluyoruz.

Konuyu da kısık ateşte on beş dakika kaynattığıma göre..Tam da sana olan kızgınlığımı unutuyordum bak dalmışım burada renklere.Siyah diyorum beyaz diyorum sürekli fakat algılayabildiğin başka renk varsa onlardan konuşalım.Hayır kırmızı diyicem şimdi,sinirlenmenden korkuyorum.Tamam burası şakaydı,o kadar kinayenin bana yakışacağını sanmıyorum.Ben o değilim.Zaten sen de o olamazsın,aksi halde gocuk nasıl isterim?


                      Israr ediyorum senin gocuğun güzel olur.Ben de 'velev ki ciddiyim'.




Fark Yok

Eminim sen de zamanında sokakta oynarken ya da bisiklet sürerken düştün.Saklambaç oynarken söbelendin.Hatta sen de doğruyu söyleyemediğin için bir dönem hep cesaret dedin.

Aşık olduğunu kendine itiraf edebildiğindeyse..Sen de hayaller kurdun.Hatta kim bilir belki sen de bir iki Amerikan filminden esinlenip açılmayı falan düşündün.Sonra yine sen de açılamadın.Belki tekrar sorduklarında sen de gerçeği gizledin.Hatta başkalarının adını verdin.


Belki benim kağıt param bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmedi ama eminim sen de YİRMİ BİN'in yirmi bin olduğu zamanlarda kantinden bir şeyler almıştın.Büyük yazdım çünkü büyük paraydı o,hatırlar mısın?


Eminim sen de derste dersten başka her şeyi düşündün.Hatta sen de bir zamanlar dersi ektin.Sonra sen de kafana göre birini bulduğunu sandın.Sen de yanıldın anlayacağın.

Hiç kimsenin hiç kimseye göre olmadığını,yalnızca her kimsenin her kimseyle olması gerektiği gibi olduğunu öğrendin yaşadığın bir kaç ayrılıktan sonra.

Şimdilerde buna büyümek diyorlar.Ya da olgunlaşmak.Gel gelelim eninde sonunda sen de olgunlaşmak zorunda kaldın.


Sonra sen de yaşadıklarından bir sürü ders çıkardığını zannettin.Yaptığın hatalardan ders alacağını umdun ve hiç birinden ders alamadın.Hata üzerine hata yaptın.Yoruldun.


Hata yapa yapa yani gitar çala çala parmak uçlarının nasırlanması gibi senin de hislerin katılaştı.Hatta sen de zaman zaman çekilmez bir insan oldun.Sonra sen de ağladın.Sen de terkedildin.Sen de terkettin belki.


Demem o ki,fark yok.Seninle benim aramda öyle kocaman bir fark falan yok.Misal vermek gerekirse;eminim sen de bu yazıyı okudun tıpkı benim iki dakika önce yaptığım gibi.

(Bu yazıdan çıkaracağımız ders ise:ötekileştirmenin alemi yok 'Sen'i ve 'Ben'i.Hepimiz aynıyız işte...)


6 Aralık 2012 Perşembe

Yok Öyle Bir Şey

Arkadaş artık bir kişi daha kalkıp bana "Cesar'ın hakkı Cesar'a!" demesin! O lafın doğrusu Cesar'ın hakkı Antonius'a.Vallahi diyorum bak. Şimdi filmlerini izledim yine,okudum sonra bir daha;Antonius hak etmiş.Bence o Kleopatra Cesar'ın hakkıydı abicim. Hiç öldü möldü dediler Antonius'a yedirdiler.Hooop!Kaptır Mürsel.

Hayır öyle olması gerek yoksa ben açıklayamıyorum,olmuyor.Madem Cesar'ın hakkı Cesar'a nerede arkadaş benim hakkım?Kime yedirdiniz?'Biz daha ölmedik arkadaşım.Boğazınızda kalır bak ahım var o Cesar'larda benim.Hep salata hep salata,ben artık Cesar yemek istiyorum!

Haklardan da Cesar'lara nasıl atladım ama.. Çaktırmayın,siz beni takip edin biz buradan Brad Pitt'e kadar yürürüz.Sarışın sevmeyenlere de Johnny Depp diyorum ya! Hakkı'mızı aramayalım mı yani? Yok yok Hakkı olmadı,Johnny iyi Johnny.

Senden.. Benden.. Bizden.. (Nam-ı diğer Vol.1)

Öncelikle bir konuda anlaşalım.
Bu yayınlar tamamen sana ait.Hayır bana ait!Hayır sana..Tamam;ikimize ait.
Bu yayınlar aslında seninle ilgili.Hayır benimle ilgili!Hayır seninle..Tamam;bizimle ilgili.
Cümlelerim seninle ilgili,düşünceler benimle ve hayaller ikimizle.Yok bunlar seni yoracak ise.Sen okuma,ben yazarım ikimizin yerine.

Başlayacağım uygun bir giriş cümlesi bulacağım zaman.Karşılıklı olsak daha rahat girebilirdim belki mevzuya;önce sen hatırımı sorardın.Ben bir iki sağırlık,üç beş ukalalık,sekiz on seferde getirebilirdim sohbeti kıvama.

Şuan seni "Ne yapıyorsun?" demiş varsayıp cevap vererek başlayabilirim mesela."Sence ne yapıyorum?" gibi ukalalık ile yine her zamanki gibi müzik dinliyor olduğumu vurgulayabilirim sonra.Hem de sevdirdiklerinden. (Kabul;bir çok şeyle sen bağlantısız karşılaşsaydım sevmeyebilirdim.Ama bunu sormadın daha.)

Ben sormayacak mıyım? Susmama imkan olmadığını bilirsin.Sorayım o halde."Ya sahi bu fasulye neden bir türlü pişmiyor?" Ne alaka.. 
Ne yapıyor olmaklarla alakalı düşüncelerim hep Nazım Hikmet tarafından ipotek ettirilmiş olsa gerek.Nasıl bir sevdaysa onlarınki kazınmış olacak aklıma;Nazım,Piraye'sinin onu düşünüp düşünmediğini düşündüğünde (evet) öyle kaleme almış hissiyatını:
  'Ve ne düşünüyor beni mi?
   Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
   Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?'

Ama fasulyeden sanane?Ayşe kadın düşünsün onu.Sen karnıbaharı düşün,ben daha çok seviyorum onu.Hem adı taze,baharlı.Kabak da düşün diyicem şimdi tadını seviyorum diye ama,o tat sevilir mi arkadaş dersin diye çekiniyorum.Yemekler de kabak tadı verdiğine göre ben havalara geçeyim.

Havalar da güzel işte.Kış gelmiyor mesela!Kampanya yapmışlar 2012 sene boyunca,üç ay kış görenlere bir mevsim yaz ve bir mevsim bahar hediyeymiş! Tabii baharı sana kalmış;bence son,ben kalın giyiniyorum ama ilkini seçenleri de gördüm kısa kollularla dolaşıyorlar.Hava da su yaptı gördün mü? 

Su demişken,bugün bir yağmur yağdı ki sorma.İzmir'den Kuşadası'na geliyorduk inanır mısın Torbalıda gemiye binsek daha çabuk varabilirdik.Hani Torbalı'ya deniz gelmiş,Yılmaz Büyükerşen endişelenmesin az kaldı! Sorma dedim ama.. Neyse sormayanın bir yüzü,anlatmayanın iki yüzü olsun bu da.

Havası,suyu,taşı,toprağı derken ateş ile tahta mı kaldı geriye? Ateş ile tahta da yan yana hiç iyi olmadı sanki.Biz yan yana nasıl oluyoruz acaba?
Heh! 
Üç yüz altmış yedi bin paragraf sonra konuya varmamı nasıl buldun şimdi?Hayır zaten yazımızın olayı da buydu.Konuya girebildiğime göre dağılabiliriz bence.Girişi bulmam bu kadar sürdüyse,ben buradan çıkamam.Sen kaç kendini kurtar.

Ev Ödevi
Yazarın burada işlediği temayı en iyi anlatan cümle sizce hangisidir?Neden?Birer cümleyle açıklayınız.(Ben anlamadım,malım çünkü.Sen bana açıkla.)
a)Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar.
b)Bin can feda bir tek dostuma.
c)Sene 2012 nefsime uydum.
d)Bandıra bandıra ye beni.
e)Hiç biri
f)Grup Hepsi