31 Ekim 2013 Perşembe

Düşler Sokağı

Hayat ile ilişkinin kesildiği iki gün..
Ne bir televizyon ne bir telefon..
Gazete, dergi hatta müzik bile yasak. Yalnız birbirimizi okuyacağımız başka birinin sesini dahi duyamayacağımız iki gün.. İki sessiz gün.. Onca sensiz geçen günden sonra buna hak kazanmışızdır belki? Onca sensiz dünden sonra.. Sadece 2 ( Yazıyla iki ) tane gün..Daha önce gidilmemiş, kazanılmış bir tatil. Bu kadar canımın yanmasının bir mükafatı olmalı.. Mecburen baş başa edilecek kahvaltılar, brançlar.. Hiç oturulmamış loş ışıklı bahçelerde içilen kadehte kırmızı şaraplar.. Havanın serinliğinden şikayetçi olmak yerine memnuniyetini yaşayacağım -çünkü eli mahkum sana sarılacağım- iki tane on dakika.. Kaldırımlarını bilmediğimiz sokak araları, kendi sessizliğinde uyuyakalan iki tane akşam.. Ve yine mecburen mecburiyetten bana kalan saçların...
-dokunamıyorum bile !
Başım dönüyor.
Sana bir iyi tarafından bir kötü yaklaşımından bakayım derken.. Dengemi kaybediyorum. Hangisi doğruydu hangisi yalan? Aklım bir oraya bir buraya koşarken ayaklarım birbirine dolanmış, şeytan pabucumu ters giydirmiş gibi sürekli düşeyazıyorum. İki yalnız gün diyorum..Ve ben hala düşe yazıyorum..

"Yaşanmamış kırıntlar Sadece Bir Düş..."

Zaman düşer ellerimden yere,
Oradan tahtaboşa...
Saatler çalışır,izinsiz...
Hep bir sonraya...
Resimler sarı güneşsizlikten, duygular değişir.
Dostlar dağılır dört bir yana; kendi yollarına..

Ve sen ben,
Değirmenlere karşı birer yitik savaşçı...
Akarız dereler gibi denizlere..
Belki de en güzeli böyle...

Uçurtma uçar sözlüğümden,
Geri gelmeyecek bir kuş...
Yaşanmamış Kırıntlar Sadece Bir Düş...