31 Aralık 2012 Pazartesi

Kırmızı başlıklı adam = Noel Baba

Yarınından hatta bir sonraki haftadan hatta hatta bir sonraki aydan ümitli olmayan insanların önündeki seneye bu kadar umut ve beklentiyle yaklaşması yalnız bana mı tuhaf geliyor?

Sen değişmedikten sonra ondan geri sayarak yalnız bir saniye içinde hatta salise hatta hatta mikro-nano-piko-femto-atto saniyede bir şeylerin değişmesini beklemek enteresan değil mi?

Aslında değişim kelimesi yanlış oldu,zaten her dakika hatta saniye hatta hatta salise bir şeyler mutlaka değişiyor. Ama yeni yılın elinde güzellikleriyle,sürprizleriyle bize geldiğini zannetmek gerçekten roman karakteri Polyanna'yı çok izlediğimize dair bir izlenim vermiyor değil. 


Belgelerimle geldim!
Zaten Noel Baba diye bir şey de tamamen uydurmaymış.Ben okudum;bu Coca-Cola'nın Amerikan çocukları tarafından tüketilmesinin yasak olduğu dönemlerde,ki yazın sıcağında gayet iyi tüketilirken kışın soğuğunda üstüne üstlük yasakken nasıl satış yapacaklarını oturup kara kara düşünürken bir reklamcı abinin hayal ürünüyle karışık üretilen süper bir tuzakmış (tuzağın diğer bir eş anlamlısı ile: fak'mış). Dikkat edin, Noel Baba meretinin üzerindeki elbise nedense kırmızı-beyaz'dır.  Okuyana kadar benim de dikkatimi hiç çekmemişti. Hatta eskiden beri süregelen reklamlarına bir göz gezdirin, hep yemek sofralarında çoluklu çocuklu herkese içirirler falan. Biz yer miyiz oğlum?! (YEDİK!)


Belgelerimle yazıyorum burada!
Şimdi yok efendim evlerde çam ağaçları,caddelerde ışıklar,vitrinlerde sahte sahte köpüklerden straforlardan karlar...

Ya bize ne oluyorki? Onlar belli ki İsa'nın doğum gününü kutluyorlar, caddelerini ağaçlarını ışıklandırıp evlerine davet ediyorlar. 
Hadi yeni yıla güzel girelim,eğlenerek girelim,ışıl ışıl girelim diyelim. Tamam da çam ağacı niye? Noel Baba'nın hediye getireceğine inananlar mı var? Bu kadar mı benliğimiz yok başkasının eğlencesine özeniyoruz?

Cem Yılmaz'ın alay ettiği kadar var işte:
'Noel Baba,geçme salonun ortasından ürkütürsün vakvakları.
Şöminenin oraya çam diktim,git topla kozalakları.'

Ben hiç 'bilmem kaçıncı sene bana çok iyi geldi' diye anlatan birini görmedim. Zaten arkada bıraktık mı hep unutlur onlar. Hani milenyum vardı bir ara, her şey çok başka olacaktı, milenyum çağına giriyorduk. Ne oldu şimdi? Nerede kaldı bunun milenyumluğu? Dediğim gibi, geçip giden seneler hep unutulur ve gelen sene de bir başka olacakmış gibi beklenir. İnsanın umudu kendinde olmalı. Beklentilerini kendine yormalı. (Çok mu ciddi oldu buralar? Kısa keseyim de Aydın'ın havası günlük güneşlik bugün.)

Tüm bunlara rağmen umutsuz olmaz. Yeni yılın sizlere iyi gelmesini dilerim. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder