Günün sıradanlığının yanında hiç sıradan değildi karşılaşmamız. Normalde yolda falan karşılaşırdım ben;en sümsük en dökük hallerimle. Murphy öyle istiyormuş,ondanmış gerçi.
Ama bu kez,dedim ya sıradan değildi. Ne ben onu gördüm ne o beni. Ama karşılaştım onunla;eskilerin arasında. Eskilerin anısında.
Sanki her çiftin özellikle olmasa bile (ki o gün,haberimiz yoktu birbirimizden) illaki bir gün denk gelen kıyafet uyumları gibi, biz de mavinin aynı tonlarında giyinmişiz. Boyu boyumaydı,huyu huyuma olmasa da ama;mavilerin içinde tam da birbirimize göreymişiz gibi sırıtmışız bir de. Daha önce de dedim ya,hiç kimse hiç kimseye göre değildir işte.
Doğum günümdü hatırladığım. Özenmiş olsam gerek,makyaj falan yapmışım bir iki.. Saçlar salık,dalgalanmış. Jöleli belli. Onun olmayan saçlarına inat gibi savurmuşum. Ve mutluymuşum;duruşum,sırtımı ona yaslayışım,gülüşüm... Ya da biraz ince eleyip sık dokuduğumuzda henüz birlikteliğimizin çok başında olduğumuzu çıkartabiliriz. Evet,aylardır birlikteydik: üç dört tane.
Sonra birden o,film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Oturdu kalktı,döktü kırdı,kavga etti,bağırdı çağırdı,sustu,sonra bir oyun oynadı.. Ama piyonları yetmedi. İtiraf etmek gerekirse benim vezirlerim güçlü olmasaydı,şahımı çoktan devirmişti. Fil gücüyle çıktığı yoldan at kafasıyla geri döndü.
Fotoğrafı bıraktım. Bir iç dolusu kızgınlıktan sonra bir hiç dolusu pişmanlık duydum.
Üzüm olsaydı güzel olurdu,düşerdim üzüme. Eskilerin şerefine.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder