Yazının icadı milattan önce 3200..
Ve 3200 yazarken de iki sıfır var.
Milattan sonraki seneler 2014 tane.
Toplayın ne yapar? 5214 yapar.
5214 ün içerisindekileri de soldan sağa çarpın şimdi.
5x2x1x4…
Mühendisiz işte buluruz; sana kaç lazım, sen bana onu söyle.
Bunu Pis Agor duymasın, kemikleri sızlamasın. Matematik denen şeyden bahsedilmeye başlandığı sene milattan önce ‘550’ yazarken tek sıfır var çünkü; kırılır. Hesap yapabilmek için önce iki sıfıra ihtiyacımız varmış malum; öyle öğretti 'Devlet' büyüklerimiz bize.
Bunu Pis Agor duymasın, kemikleri sızlamasın. Matematik denen şeyden bahsedilmeye başlandığı sene milattan önce ‘550’ yazarken tek sıfır var çünkü; kırılır. Hesap yapabilmek için önce iki sıfıra ihtiyacımız varmış malum; öyle öğretti 'Devlet' büyüklerimiz bize.
Mizah ne zaman bulunmuş acaba? İlk şakayı kim yapmış? Şaka olduğunu nasıl anlatmış? Gülünmesi gerektiğini nasıl açıklayabilmiş? İlk gülen nasıl gülmüş?
Aşkı kim icat etmiş? Nereden bulmuş? İlk kim aşık olmuş? Adem de Havva’ya aşık mıymış? Hepimiz Adem ve Havva’dan geldiysek kardeş miymişiz? Hiç birimiz evlenemez miyiz?
Sen şaka mısın? Madem ben mühendisim, sen bana lazımken seni niye bulamıyorum? Meğer aşk yok muymuş?
İnsan hayallerinden sıkılır bazen. Hayal kurmaktan, kurup bulamamaktan.. Bıkar bazen. Gördüklerinden bile sıkılır, farklı bir gökyüzü ister: kuşlar dursun biraz da çiçekler uçsun.. Dinlediklerinden sıkılır; arabanın sesi, yağmurun sesi, kemanın sesi, kuşların sesi.. Hissettiklerinden sıkılır; hep aynı umut, hep aynı bekleyiş, hep aynı mutluluk, hep aynı heves, hep aynı çöküş, hep aynı keder.. İnsan kendinden sıkılır bazen. Bir yılan gibi soğukkanlı olup; gömleğini çıkarıp kendini bile terk etmek ister. Kopmak, gitmek, bitmek ister.. Sevdiklerinden, sevdiği yerlerden..
Hatırlar gibiyim, bir şehirdi en son senli hayalim: Gazetesiz, televizyonsuz, kitapsız, müziksiz, habersiz, kimsesiz.. Senli-Benli, kelli felli bir hayaldi işte. Saçını okşadığım, karşına geçip gülüşünü izlediğim, üşüyüp sıcağına sokulduğum..
Hayaller sıkılır bazen, hayal bile kendinden sıkılır bazen:
‘Bari olacakmışım gibi kur be insafsız!
Böyle hayal mi olur be vicdansız?
Yok seninleymiş, yok bir tek sen varmışsın, yok elini tutarmış, yok seni severmiş..
Seninki düpedüz Polyannacılık be hafız.’
‘Bari olacakmışım gibi kur be insafsız!
Böyle hayal mi olur be vicdansız?
Yok seninleymiş, yok bir tek sen varmışsın, yok elini tutarmış, yok seni severmiş..
Seninki düpedüz Polyannacılık be hafız.’
-Sonra ne mi olmuş?-
Doğru söyleyen hayali, yalancının mumları yatsıda kıstırıp eşek sudan gelinceye dek dövmüşler. ‘Ayağını denk al moruk, yorganına göre uzat. Yalandan kuvvet doğar, kafanı çevir de bak hele yalancıların nasıl güçlü olduğuna. İnsanlar böyledirler, yalansız yaşayamaz ölürler. İlle de yalan olsun, ister çamurdan olsun.. Sevi’nin ihalesini de zaten biz aldık, 50 yıl biz işleteceğiz. Yani anlayacağın yalansız sevda olmaz koçum. Buralara hep işedik biz! Buralar bizim. Her hayal kendi çöplüğünde öter, şimdi yol al. Bir daha da seni buralarda görmeyelim!’
Ah benim yazık hayallerim, garip sevmelerim, gece yalanlarım, kış masallarım..
Bir keresinde her şeyi bırakıp gelmesini istediğim masal kahramanım vardı benim.
Ormana çıkar şekerden evleri yerdik. Öyle güzel vakit geçirirdik ki, babaannemizi kurt yese biz sepetteki kurabiyeleri yemeye devam ederdik. Öyle güzel gülerdi ki, elime zehirli elma tutuşturup onu seyrederken yemişliğim bile var. Masaldan kim ölmüş.. Bir gelir bir kaybolurdu.. Saçımı kuleden sarkıtır, gizli gizli buluşurdum. Benimle olsun isterdim, o hiç benle olmazdı. Sonra cüceler onu bir benzetti.. ‘Sen oyun mu oynuyorsun prensesimizle? Sen kendini ne sanıyorsun tipsiz kurbağa? Atını da al git!’
Ormana çıkar şekerden evleri yerdik. Öyle güzel vakit geçirirdik ki, babaannemizi kurt yese biz sepetteki kurabiyeleri yemeye devam ederdik. Öyle güzel gülerdi ki, elime zehirli elma tutuşturup onu seyrederken yemişliğim bile var. Masaldan kim ölmüş.. Bir gelir bir kaybolurdu.. Saçımı kuleden sarkıtır, gizli gizli buluşurdum. Benimle olsun isterdim, o hiç benle olmazdı. Sonra cüceler onu bir benzetti.. ‘Sen oyun mu oynuyorsun prensesimizle? Sen kendini ne sanıyorsun tipsiz kurbağa? Atını da al git!’
Birkaç ay önce kapım çalındı; hüzün kovan ağustos böceğim gelmiş.
Gecenin yanağına konuvermiş. Ben aynalara küsmüş, koca bir yaz yokluğunun üzüntüsü içinde harmanlanmışken.. Onun sazını alıp keyif çattığını düşünmek..
Gecenin yanağına konuvermiş. Ben aynalara küsmüş, koca bir yaz yokluğunun üzüntüsü içinde harmanlanmışken.. Onun sazını alıp keyif çattığını düşünmek..
Yine bir hayalsin sanki, bir macera. Ve yine yıkılıyorum kelimeler paramparça.
Daha büyük bir yalanım var artık; şöyle tası tarağı toplayıp tozu dumana katıp birlikte buradan gittiğimizi düşünsene.. Değil öyle iki günlüğüne, komple! Yok olalım biz bize.. Yurdun dışı, cehennemin dibi artık orası her neresiyse..
Bir keresinde pastamı, şarabımı yalancının mumlarını almıştım yanıma..
Bir masala yakışacak her şey vardı yanımda.. Bir biz değildik yan yana..
Şimdi kalkmış bir de cehennemin dibi diyorum..
Bir masala yakışacak her şey vardı yanımda.. Bir biz değildik yan yana..
Şimdi kalkmış bir de cehennemin dibi diyorum..
Sahi ‘Cennet vaadettin icabet etmedi de, göğsünün içindeki yangına mı iştirak edecek ulan bu adam?’
Doğru söylemeyin!
Doğru söylerseniz sevenleri üzersiniz.
Doğru söylemeyin!
Tövbe deyin! Çok günah!






