10 Ocak 2014 Cuma

Son Tatbikat



"Kurşun adres sormaz ki; yaktın beni en derinden..
Depremlerde yine yüreğim, yangınlar çaresiz.."

 

Bu yazar bir harika dostum!

8 Ocak 2014 Çarşamba

Sana Bilimsel Uzaklaşım

Utanmasam Mimar Sinan'a kafa tutucam: Benim ustalık eserim de sensin.
En yoktan en var edilebilecek şey sen olsan gerek Koca Yanak. O kadar yoksun ki.. Bu yoklukta dişimin minesi, gözümün feri, kafamın içi, ciğerimin dibi olmanı nasıl başardığımı sorarsan.. Ustalık derim.
Öyle güzel her yere yerleştirdim ki seni Sarı Bıyık..
Düşlerimde sen varsın, kabuslarımda sen.. İçtiğim alkolde sen varsın, yediğim barbunyada bile sen.. Başımı koyduğum yastık, ayağımı uzattığım yorgan.. Dinlediğim türkü, çaldığım ıslık..
Evimin bir odası, duvardaki okuma lambası, yerdeki Kars halısı, mutfaktaki kahve fincanı..
Kanepemin örtüsü, banyomun bornozu, müziğimin çalma listesi, saatimin pili..
Hepsi sen...
Ara sıra aklımdan çıksan, hayatımdan çıkmıyorsun. Böylesine hayatımda yokken, nasıl hayatım oluyorsun?
Bir de var olduğunu düşünsen.. Tahayyül edilemiyorsun!

Şimdi yine iş başa düşüyor Boncuk Göz.
Her yere yerleştirdiğim gibi, her yerden söküp at diyorsun ya..
Merkez üssümden 100 hücre uzaklıkta, beynimin içinde, 10 katlarında logaritmik sarsıyorsun beni
Pamuk Prens..   
"Gelemem.Geliyorum seninle diyemem."
1010
Yapamam. Silemem.
Neyi başarabildim ki bunu başarayım?
Ne seninle olabildim ne de ayrı kalabildim..
Richter bile yedinin üzerinde yanılıyorken, benim doğru olmamı bekleme.




19 Kasım 2013 Salı

Gaipten Gelen Tren


Karşı istikametten bir tren yanaşıyor...
Gözlerim ışıklarında kilitlendi. O yavaşladıkça sen hızlanıyorsun.
Kimse seni görmüyor.
Ellerim cebimde merdivenlerden inip boş banka oturmuşken, 
kulağımda dinlediğim müzikten başka bir şey duymuyorum. 
Tren yanaştı...
Küçüktük o zamanlar, kazançlarımız da küçüktü aslında. 
Ve o küçük mutluluklarda söylediğin şarkı..
Oyun oynar gibi tıpkı..
Müzik çaların sesini açıyorum:
" We are the champions! "
Seni getiren tren mi Queen mi bilmiyorum. 
Yolcular bir telaşla boşaltıyorlar treni, son istasyondalar.
Bizse atışıyoruz seninle, o tiyatro salonunun karşı istikametlerinde.
İkinci sesten söylemiyorsun aslında şarkıyı sen.
Çok biliyorum galiba ben de?
Saniyeler seninle yarışıyor sanki. 
Temmuz akşamı, Selçuk'un yazları, okulun öğle araları, üniversite yılları, kışın ayazları...
Gülüşün, gözlerini kırpışın, sanki devamı gelecekmiş de çıkmak için acele etmişsin diye yarım kalmış
-tamamlanmamış- parmakların, Ninca Törtıls ayakların..
" Dikkat kapılar kapanacak! "
Artık omzunda yazmayan adım, aldatılışlarım, kavgalarım, kabuslarım...
Ara sıra gülümseten anahtarlıklarım, bilardo toplarım, dokuz numaralarım..
Bir şeyin kübü vardı hatırladığım.
Keskin sirkeydi, kübüme zarar.
Şarkımız bitti.
Tren yine ivmelendi.
Son istasyondu ama...
Bu kez giderken daha doluydu..








31 Ekim 2013 Perşembe

Düşler Sokağı

Hayat ile ilişkinin kesildiği iki gün..
Ne bir televizyon ne bir telefon..
Gazete, dergi hatta müzik bile yasak. Yalnız birbirimizi okuyacağımız başka birinin sesini dahi duyamayacağımız iki gün.. İki sessiz gün.. Onca sensiz geçen günden sonra buna hak kazanmışızdır belki? Onca sensiz dünden sonra.. Sadece 2 ( Yazıyla iki ) tane gün..Daha önce gidilmemiş, kazanılmış bir tatil. Bu kadar canımın yanmasının bir mükafatı olmalı.. Mecburen baş başa edilecek kahvaltılar, brançlar.. Hiç oturulmamış loş ışıklı bahçelerde içilen kadehte kırmızı şaraplar.. Havanın serinliğinden şikayetçi olmak yerine memnuniyetini yaşayacağım -çünkü eli mahkum sana sarılacağım- iki tane on dakika.. Kaldırımlarını bilmediğimiz sokak araları, kendi sessizliğinde uyuyakalan iki tane akşam.. Ve yine mecburen mecburiyetten bana kalan saçların...
-dokunamıyorum bile !
Başım dönüyor.
Sana bir iyi tarafından bir kötü yaklaşımından bakayım derken.. Dengemi kaybediyorum. Hangisi doğruydu hangisi yalan? Aklım bir oraya bir buraya koşarken ayaklarım birbirine dolanmış, şeytan pabucumu ters giydirmiş gibi sürekli düşeyazıyorum. İki yalnız gün diyorum..Ve ben hala düşe yazıyorum..

"Yaşanmamış kırıntlar Sadece Bir Düş..."

Zaman düşer ellerimden yere,
Oradan tahtaboşa...
Saatler çalışır,izinsiz...
Hep bir sonraya...
Resimler sarı güneşsizlikten, duygular değişir.
Dostlar dağılır dört bir yana; kendi yollarına..

Ve sen ben,
Değirmenlere karşı birer yitik savaşçı...
Akarız dereler gibi denizlere..
Belki de en güzeli böyle...

Uçurtma uçar sözlüğümden,
Geri gelmeyecek bir kuş...
Yaşanmamış Kırıntlar Sadece Bir Düş...

12 Eylül 2013 Perşembe

Etli - Sütlü

Çok uzun zamandır yoktun..
Aslında sen hep oradaydın da, ben sadece düşsel avuntularımda seni unuttum.  Düşünmüyordum hanidir.. Bugün kapımı çaldın. Bu dağınık, pis - pasaklı eve yeniden hoş geldin! 

Ama bu kez başka. 

Düşlemeyi keseli bir kaç gün olmuştu ki..
Bugün.. Bulmacaya kilitlenmişken.. Müzik çalar bana seni anlatmaya başladı.. Utandım. Bulmacayı bıraktım. Nakaratı bitince en başından dinlemeye başladım..

Sen belki seni düzenleyen Atilla Özdemiroğlu' nu tanırsın da, minik serçeyi dinlemezsin. Ne bileyim belki sevmezsin. Her duyguna bir parçasını mutlaka bulabileceğin bu dönek kadının müziğini belki beğenmezsin. 

Canını sıkmak değil niyetim ki bundan sonra da sıkacağımı sanmıyorum. Kız - kıza konuşalım. Eğri oturalım, tatlı yiyelim.

Bir kaç kez empati kurdum, yaptım.. Yardımcı fiili her ne ise nesnesi empati. Bu şarkıyı dinleyene kadar aslında duygu ile yaklaşmamış olduğumu fark ettim. Yerinde oldum bir kaç kez, kendimi senin yerine koydum (ki hiç zor değildi; her genç kızın başına böyle şeyler gelirdi) .. Ama hiç senin kadar severek değil. Sevdiğini unuttum. Çünkü ben de ne kadar sevdiğimi unutmuştum. Şarkıyla bir hatırladım..

 İçimin nasıl yandığını, nasıl köze döndüğümü.. Tek bir kelimesiyle beni kaynar sulara nasıl attığını. Hatta ayrılışın ilk gecesinde yüreğime inme indiğini, bu kadar çarpıntıdan sonra bir yerde durup bir daha hiç atmayacağını sandım. Atsa bile hep filmlerdeki gibi yalnız kan pompalamak için atacağını öngördüm. Heyecanım, sevincim, mutluluğum olmayacaktı artık. Herkes manasız gelecekti. Hiç kimse o eski gazozun tadını bir daha veremeyecekti.. Taa ki ..
Yalnızca sarılması için birinde mana aramaya başladığımı keşfedene kadar. Hatta sonra bir iki tane daha son yaşadım. Ama hiç biri ilkinin yaşattığı acıyı yaşatmayı beceremedi. Ya onlar beceriksizdi ya da ben artık biliyordum Son'un bir Son olmadığını.

Biraz dağıttım mevzuyu fakat toparlayacağım müsaadenle. Gerçeklik yüzdesini tartışamam ama yaklaşımından az çok kestirdiğim.. Ben senin bu acına vesile olamam. Elbet bir gün canın deli gibi yanar, için param parça olur. Ağlamaktan E.T.'ye dönersin.. Gözlerin patlar, burnun silmekten kızarır. Ama bunlara ben sebep olamam. Kapıldığım tüm hayaller için senden çok özür dilerim.

    Ve.. 
" Seni aklıma düşüren  yerçekimi değil, yalancı yıldızlar.. " 

Senin de ona yollayacağın bir Sezen'in varmış meğer ...

23 Ağustos 2013 Cuma

Ya Herro Ya Merro

Bir yanlış ile başlayıp doğru şeyler yapabilirsiniz. 
Ama bir yanlışa başlayıp doğru şeyler yapamazsınız. 
Yaptığınız tüm doğrular, yanlıştır çünkü.

Yanlış olan bir şey, doğru sonlandırılabilinir. 
Çünkü yanlış bir şeyi sonlandırmak 'doğru' dur. 
Ama yanlış olan bir şey doğru sonuçlanmaz. Sonuçlanamaz.

Sonlandırılabilinir. Ki bu doğrudur. 
'Yanlış olan bir şeyi sonlandırmak' doğrudur.

Fakat sonlandırılmış olması, yapılanın yanlış olmadığını ifade etmez. 
Çünkü o yanlıştır bir kere. 
Sonuç sonlandırmak da olsa, yanlış olan bir şey olmuştur orada bir yerlerde.

" Kafa karıştırma ulan! Yanlışmış doğruymuş.. "
Üç yanlış bir doğru değil, bir yanlış kaç doğrudur?
Bana bu yanlışın burada olmadığını tek bir soru ile ispatlayabilir misiniz?
Hangi yanl..
Hayır ispatlamayın! 
Size bu yanlışı anlatacak kadar doğru cümlelerim yok.


5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kara Haber

Elimin tersiyle yazıcam şimdi sana bir tane!
Gözünün üzerine patlatıcam şimdi, gör diye içimdeki volkanikleri, yanardağları.
Ağzının ortasına yapıştırıcam bak, oradan dökülmesini istediklerimi.

Aç Parantez: Bu 'Yanardağ' da ne mantıksız bir birleşik addır arkadaş. 'Yanar bak,yanabilir ha ona göre!' der gibi. Madem yanıyor, yanabiliyor Yanandağ desene sen şuna. 
Hiç! : Kapa Parantez

Öyle seviyormuşum meğer ben; belli ama belirsiz gibi.. Var ama yok gibi.. Hatta hiç olmadı sanki..
Masal gibi bir şeysin herhalde sen ? Bir varsın, bir yoksun..
Ve..
' Bazı masallar vardır, yatakta anlatılmaz. '

Uyutmak için anlatılırdı masallar, sen beni uyutma. Ben her dinlediğimde uyandığımı sanıyorum seninle.
Sanmak.. Sanı.. Zan.. Zannetmek..
Hiç biri  'gerçekte olan,olmuş'  bir mana taşımıyorlar, tıpkı masallar gibi. Tıpkı senin gibi. Var sanıyorum seni, yanımda zannediyorum. Sonra sen yok oluyorsun.

Her seferinde olduğu gibi yine ben kendimi kandırıyorum.  Ne benim uyandığım var, ne de bu yazının 
' Mutlu Son' u .. Dedim ya; Kara Haber bu; aşkta hiç mutlu son olur mu?