23 Ağustos 2013 Cuma

Ya Herro Ya Merro

Bir yanlış ile başlayıp doğru şeyler yapabilirsiniz. 
Ama bir yanlışa başlayıp doğru şeyler yapamazsınız. 
Yaptığınız tüm doğrular, yanlıştır çünkü.

Yanlış olan bir şey, doğru sonlandırılabilinir. 
Çünkü yanlış bir şeyi sonlandırmak 'doğru' dur. 
Ama yanlış olan bir şey doğru sonuçlanmaz. Sonuçlanamaz.

Sonlandırılabilinir. Ki bu doğrudur. 
'Yanlış olan bir şeyi sonlandırmak' doğrudur.

Fakat sonlandırılmış olması, yapılanın yanlış olmadığını ifade etmez. 
Çünkü o yanlıştır bir kere. 
Sonuç sonlandırmak da olsa, yanlış olan bir şey olmuştur orada bir yerlerde.

" Kafa karıştırma ulan! Yanlışmış doğruymuş.. "
Üç yanlış bir doğru değil, bir yanlış kaç doğrudur?
Bana bu yanlışın burada olmadığını tek bir soru ile ispatlayabilir misiniz?
Hangi yanl..
Hayır ispatlamayın! 
Size bu yanlışı anlatacak kadar doğru cümlelerim yok.


5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kara Haber

Elimin tersiyle yazıcam şimdi sana bir tane!
Gözünün üzerine patlatıcam şimdi, gör diye içimdeki volkanikleri, yanardağları.
Ağzının ortasına yapıştırıcam bak, oradan dökülmesini istediklerimi.

Aç Parantez: Bu 'Yanardağ' da ne mantıksız bir birleşik addır arkadaş. 'Yanar bak,yanabilir ha ona göre!' der gibi. Madem yanıyor, yanabiliyor Yanandağ desene sen şuna. 
Hiç! : Kapa Parantez

Öyle seviyormuşum meğer ben; belli ama belirsiz gibi.. Var ama yok gibi.. Hatta hiç olmadı sanki..
Masal gibi bir şeysin herhalde sen ? Bir varsın, bir yoksun..
Ve..
' Bazı masallar vardır, yatakta anlatılmaz. '

Uyutmak için anlatılırdı masallar, sen beni uyutma. Ben her dinlediğimde uyandığımı sanıyorum seninle.
Sanmak.. Sanı.. Zan.. Zannetmek..
Hiç biri  'gerçekte olan,olmuş'  bir mana taşımıyorlar, tıpkı masallar gibi. Tıpkı senin gibi. Var sanıyorum seni, yanımda zannediyorum. Sonra sen yok oluyorsun.

Her seferinde olduğu gibi yine ben kendimi kandırıyorum.  Ne benim uyandığım var, ne de bu yazının 
' Mutlu Son' u .. Dedim ya; Kara Haber bu; aşkta hiç mutlu son olur mu?


22 Temmuz 2013 Pazartesi

Hoşça gitme.. Kal.

Gidene de hoşça 'kal' denir. Ama kalmaz, gider.

Sözleri alabildiğine ağıtlı fakat ritmi verebildiğine coşkulu 9/8'lik 4/4'lük parçalar gibiyim. Parçalanmış gibiyim. 'Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe..' Bu ne çıldırtan denge?!

Ritmimi duysan kalkar oynarsın benimle. Sen oynamazsın ya, alkış tutarsın, tempo yaparsın.. Bir de kulak kabartsan laflarıma, oturur benimle ağlarsın, ağıt yakarsın. 

Belli ki enjeksiyonumu tutturamamışım yine. Sızmışsın içeriye. 'Cesaretim Olsa' ben de elime bir müzik kutusu alıp gidicem tek başıma, üzerime beton döksünler! Bir daha değil sen, kendim bile sızamayayım kendime. İzlerken öyle saçma gelmiştiki film, insan başına gelmeden anlamıyormuş hiç bir şeyi. Yadırgamamak gerekirmiş meğer, yaftalamamak lazımmış.

Karpuz tadından bile aklıma gelmeyi nasıl başardın? Meyvede de alkol vardır, ondan mı dersin? Ama ben daha önce  hiç karpuzdan sarhoş olmamıştım. Tatlı biri derken ciddiymişim meğer. Fruktoz musun kardeşim? 
Kan şekerim düştü, biraz benimle ilgilenir misin?

Yazının girişi var da ben çıkışını bulamıyorum. Zaten sonlarda pek başarılı değilim, kendimle hep çelişiyorum.
Tadında bırakıcam.. Bu kez bırakıcam.. Söz veriyorum..


" Bugün dağların dumanı aralandı, hoşçakal... "





15 Temmuz 2013 Pazartesi

'Sen' Yalanı

Gözlerim bir noktada kilitlendi..
Yerin ayaklarımın altından kayması değildi, benim ayaklarım üzerinde duramamamdı : ' Baş Dönmesi '

Daha önce de çok düşünmüştüm seni. Ayıp ediyordum sana, seni her düşündüğüm anda. İlk defa ayıpsız düşündüm, düşledim, yerinde olmayı hayal ettim, seni kıskandım.

Çok şanslısın. Çünkü neye gülebileceğini bilmeden onu güldürmeye çabalayıp ve o gülerken karşısına geçip onu izlemek gibi 'mülteci' isteklerim var benim. Beyhude.. Oysa senin hiç bir şey yapmana gerek yoktur. O seni görür görmez gülüyordur belki.. Bakışlarının anlamını bile kavramadan, benden sıkıldığını mı yoksa bana kızdığını mı yahut muhabbetten keyif mi aldığını anlamaya çalışmak.. Göle maya çalmak..

Sesini duymak için bahaneye de ihtiyacın yoktur senin. Belki de o senin sesini duymak için bahaneler uyduruyordur olur olmadık yerlerde. Mutlu olup sevindiğinde seninle paylaşıyordur. Öyle ya, üzüldüğünde canını sıkan bir şey olduğunda da eli numarana dokunuyordur. Efkarlanınca da sana içiyordur belki..

Uykusunda bile onu izlemişliğin vardır mesela senin. Alaca-karanlıklarda.. Bebek gibidir belki.. Yanağını okşamışsındır bir yutkunuşunda.. Hatta öperek uyandırmışlığın bile olmuştur.
Dedim ya, çok şanslısın.
Benim onunla bir yarınım bile yok ki. Oturup düşünemiyorum yarın hangi filmi izleyeceğimizi. Akşam ne yemeği yiyeceğimizi.. Hiç plansız arabaya atlayıp ne tarafa süreceğimizi..

Sen ciğercinin kedisi, bense sokak kedisi..
Orhan Veli ' leşiyorum böyle. Ama Kanık'sayamıyorum.
Açık yaralara alkol basıyorum; mundar olmasın diye ciğerim.
Onun eksikliğini tamamlıyorum kendimle, kendimce.
Bütün yalnızların anasonundan başlıyorum.
                                                 ' Rakının ikinci dublesinde
                                                  İlk karşımıza çıkanı öptüren şey ne ise..
                                                  Bir şölenlik hatıra mı yoksa çift dingilli bir acı mı..
                                                  Yanısıra.. 
                                                  Neyse artık o şey.. '    

Hala güzel.. 
  Hakkında konuşmak senin.. - 
 O'na dair


14 Haziran 2013 Cuma

ALKIM (isim) ilkece : Derin

Açıkça söylemeliyim ki ; yetiştirmeye çalışmadım.
Zamanın öneminin olmadığını biliyorum. Hatta ne kadar geç olursa o kadar güzel oluyor hissini taşıyorum,her konuda. Sanki ödüllendiriliyormuşsun gibi bir his var. Belki de biz geç geldiğimiz için öyle düşünüyorumdur, ne dersin? Dokuz ay, On gün ve bir kaç gün daha... (Benzediğimizi düşünüyordum fakat doğumdan süre gelen bir durum olduğunu bugüne kadar hiç düşünmemiştim. Baya benziyormuşuz; 'Maşallah' )

Sen ' Öldün... Ve Yazdın ' bense ölüyorum ve yazıyorum.
Her gün ölüyoruz aslında, bir gün daha ölüyoruz her seferinde. Ama buna yaşamak diyorlar nasıl oluyorsa... Bir kez doğuyorsun, sonra her gün ölüyorsun. Seviyorsun; ölüyorsun. Kavuşamıyorsun; ölüyorsun. Geç kalıyorsun; ölüyorsun. Erken kaybediyorsun; ölüyorsun.

Sonra bir gün geliyor, doğduğunu hatırlıyorsun. İşte aslında o gün daha çok ölüyorsun. O gün umutlu oluyorsun ve umut fakirin ekmeği. Yirmi üç saat elli dokuz dakika bulutların üzerinde oluyorsun, ve bir saniye içinde dibe yolculuk... Kabuk, manto, dış çekirdek, iç çekirdek derken... 'Yanıyorsun kelebek! ' Doğduğun gün de seni öldüren gün oluveriyor.

Yanmaya gelmişiz zaten, yanmaya gidicez belli ki =)
Ama ben yalnız olmadığımı biliyorum artık. Bundan sekiz on sene evvel sorsalar tuvalete gitmezdim bak, açık ve net. =) İnsan yandıkça, öldükçe öğreniyor olsa gerek. Şimdi 'birlikte yanarım' diyebileceğim biri daha var. (Fakat tuvalete yalnız gitme konusunda hala ısrarcıyım.)

Bugünü şöyle kutlamak isterdim aslında ben, 'Bugün daha çok susalım! '
Herkesi susturmak isterdim.
Yalnız bir dilek hakkın varken ve dileyeceğin daha yakıcı şeyler mevcutken, ben senin etrafındaki her şeyi susturmak isterdim.
Ama yapamadım.

Zaten yedi haziran bu sene susulacak zaman da değildi. Sorun bende değil, memlekette. Mesela şuan bile ben sana yazı yazıyorum, Ankara'dakiler bize yazı değil tarih yazıyor. Gaz bombaları atılmış, gözaltılar başlamış, Bestekar'a da gitmesinler duyurulmalıymış! Bu doğum günün unutulacak gibi değildi...

Sana yazı bile yazarken, durup yalnızca üç nokta koyasım geliyor bazen. Ve ben biliyorum ki koyacağım üç noktadan bile bir paragraf anlayacak biri var karşımda. Şanslıyım, Özge diye bir ablam olduğu için. Sonra sayesinde Alkım diye bir abla daha edindiğim için. Doğduğun günü aynı neşeyle kutlayamam belki ama, kavga dahi etmiş olsak tanıştığımız zamanı suskunlukla kutlarım...
İyiki varsın..

(Bu arada OTUZ olduğunu yazmadığım için teşekkür isterim =P )
             
                                       
                                  Şarkı, her gün öldükçe daha da anlam kazanır oldu...


                                Derken bize ait ortak bir şey daha eklemek istedim.








29 Mayıs 2013 Çarşamba

Olmayan Yazı

'Aşk bitti.
Aşk hiç biter mi?'

Aşk hiç başladı mı?
Aşk sana hiç uğradı mı?

***

Aşk ne ki? Romeo ve Juliet mi? Leyla ile Mecnun mu? Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Yusuf ile Züleyha mı?
Ya onlar sahiden var oldu mu? Var olduysa da öldü mü? Issız acun kaldı mı? Kim görmüş bu aşkı?Peki bu aşk dedikleri öldürüyorsa, azraile hacet var mı? 

***

Aşk ne ki? Sevginin aşırısı mı? Heyecanlısı mı? Ömrü üç yıl olanı mı? On beşinde uğrayıp, on sekizinde terk edeni mi? Hiç mutlu sonu olmayanı mı?

***

Aşk ne ki? Hayranlık mı? Annen mi? Baban mı? Abin, ablan, kardeşin mi? En yakın arkadaşın mı? Yoksa sesini duyup yüzünü görmediğin mi? Yüzünü görüp dokunamadığın mı?

***

Aşk ne ki? Deli-kanlı'lık mı? Ergenlik mi? Çocukluk mu? Adam olana çok mu? Azı karar, çoğu zarar mı? Hep zararla ziyan mı? Olmaz olsun onun aşkı da sevgisi de mi?

Vakit kaybı mı? Vakit öldürmek mi? İlla bir şeyler ölmeli mi?
Boş yere uğraş mı? Aşk.. Uğraş mı? 'Boş zamanlarında uğraş' mı? 'Ben sana aşık olma demiyorum,hobi olarak yine ol...' mu? Hobi mi? Kimimiz için fobi mi?

Olmayan bir kavram üzerine on ikinci yüzyıldan beri uğraşıp durmuşlar. Sanmışlar aşık olmuşlar. İzahını bulamamışlar. Kime ellerini sürdülerse yok etmişler. Anlatamamışlar. Yakmışlar, yıkmışlar, vurmuşlar, kırmışlar... Hiç mutlu olamamışlar. Hepsi de ballandırmış, kuvvetlendirmiş, güçlendirmiş kahramanlarını.Övüp durmuş kendisini. 'Ben dağı delerim, ben çölü aşarım, ben korkmam kendimi vururum, ölüme bile giderim! ' Egolarını tatmin etmişler; 'Benimki dağı deldi, benimki çölü aştı, benimki kendini vurdu, benimki yandı bitti kül oldu... Ama korkmadı.'

Meselenin özü şuydu; Mecnun varsa vardı Leyla... Tam aksi gibi; Leyla varsa vardı Mecnun. Leyla yoksa ne efsanesi olurdu, ne bir emaresi. Hep Mecnun'lar var etti Leyla'sını. Yahut Leyla'lar Mecnun'larını... Bak Trt'ye Leyla'sız Mecnun oldu mu hiç?  (Fatal Error.)
Diyeceğim o ki... Aşk diye bir şey yok.
Aşk zaten senin adın. Aşk dediğin kendinsin bir yerde. Aşkın ta kendisisin. Sen varsan aşk var mesela...Seversin, çok seversin hem de. Gözün kararır, aptal olursun. Çocuk olursun, düşünemezsin. Ama aşık olmazsın; sen olursun. Çocuk olan da, ölüme koşan da, yanan yakılan da sensindir. Kendini tanırsın. Sonra da kendinden korkar, kendinden kaçar, aşka çöp atarsın.
Aşkın suçu yok, olmayan bir şeyin bir de suçu mu olur?
(Hoş burası Türkiye,büyük konuşmamak lazım.)

İşte öyle bir şey.

28 Mayıs 2013 Salı

Sana Dair


Aynı rahime düşmüşüz, aynı karında başlamış hikayelerimiz. Belki bir parçanı bırakmıştın, üzerime ilk giydiğim sendin belki. Senden sonra gelmiş, yerleşmiştim işte. Ne bileyim, daha doğmadan alışmışım belki de sana. Sonra da doğmuşum, aynı yuvaya. Aynı ana,aynı babaya... Kundaklarımız, oyuncaklarımız hatta gülüp ağlaştıklarımız bile ortak olmuş. 'Öyle çok şey var ki bak; Sana Dair...'

En yanlışları senin başına geldi belki ama, ikimiz de yanlış gemileri suya indirdik; yüzdürmeye çalıştık. Altı sene (pardon beş buçuk) arayla 'Yanlış gemiler yaktık;aldırmadan...'

Sonra aynı kavgalarda buluştuk; ben belki yine çocuktum sense genç.Çağlarımız örtüşmemişti belki, kabahat bizde değildi. 'Ve bir çağ gerekti bize; ve bir çağ bundan özgür... Öyle çok şey var ki bak; Sana Dair...'

Üniversite çıktı başımıza. Tam artık büyüyorum, artık bana kızmaz, artık az hata yaparım diyordum... Sen yoktun. Zaten ben de hala hata yapıyordum. Ve ben hala hata yapıyorum.
Biri de yetmedi sana, Türkiye kesmedi. 'Sonra kuşlar gitti. Tortusu kaldı eski bir korkunun: ' Sen yine yoktun.

Bir türlü şans benden yana olmadı. Aza kanaat etmeyen çoğu bulamadı. Nankörüz işte, Bursa'nın kıymeti bilinmedi. Ayda bir iki sefer görmek varken, yılda bir ikiye razı olduk. Ama ben duymadım hiç. Sen 'Demedin bunlar kötü.'

Bir yirmi beş mayısı daha devirdik.
Bakma sana yazdığıma, bu sahiden benim günümdü.
İlk kalkanım, daha doğmadan sevdiğim, yanımda olamasa da benimle olan... Beni ben kılan: Sen'in doğum günün. Benim günüm.
Benden şanslısı yoktur aslında.Senin gibi bir kalkan, bir abla, bir dost , bir her şey... Hani yazdım ya, şans benden yana olmadı diye; o da şımarıklığımdan. Boş zamanlarımda bol bol küserim bilirsin, ne şanssızlığımdan, ne kızgınlığımdan, ne kırgınlığımdan... 'Ne de son küsüşüm kaderime...' Ben yine küserim zaten sen gittiğinde.

Bize Dair.