8 Ekim 2015 Perşembe

Ben Seviyorum Diye Senin de Sevmen Şart Değil.


  • Rabbim kız okula geliyor.
    Yaşasın Cumhuriyet! (Ah Muhsin Ünlü)

  • Bırakın bari çocuklar mutlu yaşasın, büyüyünce buna fırsatları olmayacak. (Burak Aksak)
  • Sonra sen kendi yolunu çizdin, benim ilkokulda resmim zayıftı, pek bir şey çizemedim. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Hatırlat da haziranın sonlarına doğru çocukluğumu yakalım. (Ah Muhsin Ünlü)
  • İnsan zaten bizatihi sansasyoneldir. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Bu sözlerimi cennet ehline aynen ilet sevgilim: devletin bekasının da allah belasını versin malboranın da! (Ah Muhsin Ünlü)
  • Samimi olmak en güzel keramettir. Bırakın uçmak, kuşlara münhasır olsun. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Çocuğuna otomobil değil de bir şiir bir şarkı bırak. Aşağı mahallede gördüm, arabalar eskiyor. (Ah Muhisn Ünlü)
  • Ama yokuz,bunu ağla artık. (Ah Muhsin Ünlü)
  • düş'lü geçmiş zaman: boş hayaller peşinde koşularak tüketilen ömür kipi. (Burak Aksak)
  • İstediğin kadar emin adımlarla yürü, sağlam ve güvenilir bir zemin üzerinde değilsen.. Ne yapsan boş. (Burak Aksak)
  • Boktan bir rock grubu tarafından cover'lanmış arabesk şarkı gibiyim. (Burak Aksak)
  • Yıl olmuş 2011 ama hala " terk edilen sevgili" diye bir şey var. Yalnız kalan adam var, alkol var, sigara var.. Ne saçma hayat be. Hadi sağlığınıza. (Burak Aksak)
  • Yerlebir olmak da bir çeşit birliktelik şeklidir işte. (Burak Aksak)
  • Mutlu olmak çok anarşistçe bir davranış. (Burak Aksak)
  • Biz hep çemberin dışındaydık, çünkü içeride sigara içilmiyordu. (Burak Aksak)
  • Tüm dünyanın konuştuğu yeni evrensel dil: İlgisizce (Burak Aksak)
  • Faşizm: "Ben ne dersem dinlemek zorundasın."
    Ilımlı Faşizm: Sen gel yine de beni dinle hacı." (Burak Aksak)
  • "Bu topraklar sahipsiz değil!" diyerek silahlanan toplumların tepesinde kimsesiz bir gökyüzü var. Yalnızlık böyle bir şey olsa gerek. (Burak Aksak)
  • Kimi insanlarla geyik yapmak zihin açarken, kimileriyle iki kelime konuşmak bile tün zihnin içine sıçabiliyor. (Burak Aksak)
  • Coğrafya kitaplarında ."Amerika'nın başlıca geçim kaynakları: Kurşunlu benzin ve sikko Hollywood filmleri" yazdığı günleri görmek istiyorum. (Burak Aksak)
  • Ama yine de şah damarım yerinde ve ruhum hala sıcak.  Tanrım, fazla uzaklaşmış olamazsın. (Burak Aksak)
  • Başka hikayelere dahil olabilseydik, kendi hikayemizi yazmak zorunda kalmazdık. (Burak Aksak)
  • Bu hayatta övündüğüm iki şey var: 'Sürekli yanlış ata oynarım' ve 'Umudumu asla kaybetmem.' (Burak Aksak)
  • Sevgili dostum yalnızlık, sana bu satırları depresyondan yazıyorum. Burası iyi, boy geçmiyor. Siz de gelin ulan! İmza: Hunili lilililili yar.
    Yok be ne depresyonu? Depresyona girmek tehlikeli ve yasaktır. Huninizi takmadan sokağa çıkmayın. Önce akıl sağlığı. (Burak Aksak)
  • Siyaset, toplumların kanserli hücresidir. (Burak Aksak)
  • Hüznün olduğu yerde kahkaha eksik olmaz. (Burak Aksak)
  • Düştükten sonra kalkmasını öğrenmiş çocuklarız biz. Neticede, hepimizin dizinde bir yara izi vardır. (Burak Aksak)
  • Ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum! Çünkü bu, seni seviyorumun içine nal salmak demektir! (Ah Muhsin Ünlü)
  • İlkbahar'da gelmeyen kışın nasıl gelecek? (Ah Muhsin Ünlü)
  • Bir kere ben de aşık olmuştum. Zaten ondan sonrasını hatırlamıyorum. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Üzülme kelebeğim. Bugünü atlatırsak, yarın diye bir şey yok. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Ne söylesem tarifin eksik kalıyor oysa; kalbi acıtan her ne varsa sen hepsinden birazsın işte.. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Eğer bi' kadın " Seni özledim" diyorsa, "bende özledim" denmez. Çünkü 'de' ayrı yazılır. Bi' öğrenemediniz. (Ah Muhsin Ünlü)
  • .. ama biz Neşet Ertaş dinlemeyen bir nesile aşina değiliz.. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Tek başıma da mutlu olurum ama birlikte seversek, bence fatura daha az yakar. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Hiç aklıma gelmezdi, hiç aklıma gelmeyeceğin. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Senin sesin güzeldir, iki çay söylesene. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Vazgeçemem dediğin şeylerden vazgeçersin, unutamam dediğini unutmaya başlarsın. Sonra hayat, aynı sıradan ve sıkıcı haliyle devam eder. (Burak Aksak)
  • Korkuyorum. Korkmak ne ki lan aklım çıkıyor bir sabah ansızın döneceksin diye. (Burak Aksak)
  • Abi seviyorsan git başkasını bul bence. Öylesi daha kolay olur. Hem daha çabuk unutursun. (Burak Aksak)
  • Bizi bir araya getiremeyen bilim, palavradan başka bir şey değildir. (Burak Aksak)
  • Kışın ortaya çıkan güneş gibisin: Yani içimi ısıtmaya çalışman hoş bir davranış ama ne vakit kaybolacağın belli olmuyor. Onu nasıl yapalım? (Burak Aksak)
  • Beklemek zamanın akışına müdahale etmektir.(Burak Aksak)
  • Zorunlu eğitim: Çocuklara sürekli bir şeyler öğretmeliyiz ki, düşünmek ya da hayal kurmak için zamanları ve güçleri kalmasın.(Burak Aksak)
  • Sensiz her şeyin daha farklı olacağını zannederdim. Şimdi sen gittin. Ama hala E=mc²  (Burak Aksak)
  • Gün yağar geceye ve tütünüm biter, çayım biter, işim biter. Eş zamanlı bitişler iyidir. Kimsenin kimseyi yarı yolda bırakmadığı bir son gibi. (Burak Aksak)
  • Bileklerimi kestim, kan değil irin aktı. Meğer bendeki aşk değil mikropmuş. Kalp iltihaplanmışsa demek ki. (Burak Aksak)
  • Hücuma çıktığı zaman geri dönmekte zorlanan bek gibisin. Gidince gelmek bilmiyorsun.6 pas içinde yalnı... Aha yedik golü. Mutlu musun şimdi? (Burak Aksak)
  • İnandığın ilk yalan çok önemli. Sonra her şey ona göre şekilleniyor. (Burak Aksak)
  • Cin içtim, viski içtim, terk edildim, bira içtim, votka içtim, cin içtim. Sabah yine uyanabildim ama. İşin yoksa yine sarhoş ol. (Burak Aksak)
  • Her yara, yeni bir şey öğretir insana. Ayakta kalmasını öğrenmiş çocuklar için, kaybetmek büyük bir mesele değildir. (Burak Aksak)
  • Yalnızlık iyi de, dolapta meyveler çürüyor. Onu nasıl yapalım? (Burak Aksak)
  • Beynim ayrı, beyinciğim ayrı bir kişiye ait sanki. Beyin sana kalk dışarı çık emri veriyor, az büyük sözü dinlesene gerizekalı! (Burak Aksak)
  • İlk aşk, ağırlık yapan ruhunu çıkarığ başkasının avucuna koymaktır. Sonrası, kayıp olan ruhunu aramaktan ibaret. (Burak Aksak)
  • Parmakarası terlik giyen bilge "Mutluluk..." dedi. Dedim orada bi' dur, önce git şu ayağına gir şey geçir. Bu ne ciddiyetsizlik lan böyle... (Burak Aksak)
  • Sevgili Cern, Tanrı Parçacığıyla uğraşmayı bırak da iki şeyi araştır: 1-Sağa sola vurmaktan başka işe yaramayan ayak serçe parmağı 2- Enişte (Burak Aksak)
  • Elimizde bir tek umut kaldı. Bari onu nereye koyduğumuzu unutmasak. (Burak Aksak)
  • Kaybetmek değil de, her seferinde kapattığın köşeden golü yemek koyuyor adama. (Burak Aksak)
  • Arkadaş bir gelen de kalsın ya, madem gidecektin ne diye geldin diye sorarlar insana. E ayarlarıyla oynarsan bozarsın tabi. (Burak Aksak)
  • Bu saatten sonra anca defansa yardım için gelmeyen forvete 'geri dön' derim. (Burak Aksak)
  • İyi ki varım lan. Ben de olmasam çok yalnız kalacaktım. (Burak Aksak)
  • Yemişim whatsapp'ını, bbm'sini, messageme'sini! Kapıdayım, cama çıksana. (Burak Aksak)
  • Çocukluk yaptın da gönlüme salıncak mı kurmadım? (Burak Aksak)
  • Saçmalayalım dedin de kendimi rezil mi etmedim? (Burak Aksak)
  • Belirsizlik ve kararsızlık insanı yavaş yavaş öldürür Recai. Sen kimsin bilmiyorum ama sen de beni yavaş yavaş öldürüyorsun Recai. (Burak Aksak)
  • Bizi biliyorsun, hep içimize atıyoruz. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Tanıştığınıza memnun değil, mecnun edersen olur bu işler. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Çünkü çaresizlik dalında güzel. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Yar olsaydı kalırdı, yaraydı geçti. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Dünya ahiret acımsın. (Ah Muhsin Ünlü)
  • İkiden bir çıkınca bir kalır değil mi? O öyle olmuyor işte,.. Yarım kalıyorsun.. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Şiir icabı bunlar hep, gerçek hayatta olmuyor. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Biz ayrı ayrı cümleler içinde şiir gibiyiz de, bir araya gelince devrik bir cümleden ileri gidemiyoruz. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Bizim ahlakımızla ilgili karar verenlerin ahlakına kim karar veriyor acaba? (Onur Ünlü)
  • Ben sadece kışın karpuzu yazın portakalı özlerdim. Şimdi bir de sen çıktın başıma... (Ah Muhsin Ünlü)
  • Ben karıncayı bile incitmem cümlesindeki 'bile' karıncayı incitir. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Sen öp. Geçmezse o da yaramın ayıbı. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Ben o gemiyi limanla beraber yaktım.Belki içinde ben de yandım, ama yaktım. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Bir şeyler hala mümkün olabilir, ama artık mühim değil. (Ah Muhsin Ünlü)
  • Şu saatten sonra sarılsak bile üşürüz. (Ah Muhsin Ünlü)















21 Ağustos 2015 Cuma

Mahbup - Araf'tan

Ne kadar sürüyor tam olarak?
 Kaç saniye sürüyor tutulması? Bir kez bakmak yeterli mi? 
Kaç dakika alıyor beğenmesi? Tanışma cümleleri kafi midir? 
Kaç saatte hoşlanılır? Bir akşam dışarı çıkınca hallolur mu? 
Kaç hafta gerek hayatına dahil etmeye?
Kaç ayda benimsenir?
Kaç mevsimde aşık olunur?
Kaç yıl sevilir?

...

Yazdıklarımın hiç birini bilmiyorum. 
Tutulma var mı ondan bile bir haberim.
 Sıra böyle mi işler, düzen bu mudur, emin değilim.
Haftalar alır mı, aylar sürer mi, yıllar geçer mi.. O dahi meçhul.
 Yalnızca merak ettiğim; 
terlediği zaman burnuna gelen kokuyla bir bebeğin kokusunu bağdaştırdığın zaman
 hangi zaman?
Ben neredeyim ...

"Araf'ta"


Ve "Hüsran" çok sanat müziği bir kelimedir.



26 Haziran 2015 Cuma

"Bir Gereksiz Cuma Meselesi"


Sanmam. Dün de aynısı aklıma gelmişti de geldikleri gibi gittiler. 
Cumadandır dedim. Namaza gitmeme gerek kalmıyor zaten; ruhum bugün denizden yeni çıkmış ağların, leş kokusuna rağmen ferahlatan hissi gibi onca pislik içinde şahane bir refaha eriyor. İlgisi olduğunu düşünmüyorum dedim.

Zaten Can abim de "unuttum demek bile hatırlamaktır yeğen, sen kimi kandırıyorsun?" yazdığında ayağımı denk almam gerektiğini öyle artizliklerin pazarda aranan bir şey olmadığını da anlamıştım. Bana özelden yazdı tabii. Size yazarken daha resmi olduğunu biliyorum. Küfürleri yiyorsunuz mesela. E hak ediyorsunuzdur. Can babam boş yere küfretmez anasını satayım!

Aslına bakarsan güneş de olabilir, hatta bulut ve hatta hatta deniz. 
Doğal ışıltının büyüsü herhalde, gözün harbi harbi kamaşıyor ya hani, sıkıyorsa aç! 
Hele o bulutlar, nasıl tarif etsem.. pamuk şeker gibi oluyor hani! 
Bir de deniz... Öyle bir rengi paletlerde bile tutturamazlar hani, bırak tuvali. 
"Belki şurada da neden mutlu olduğunu anlayamayan bir gerzek vardır, şuraya da biraz hayat çizelim."

Hiç kimsenin, Polyannanın bile böyle güzel kafası yoktur.
Lakin realiteyi bir kenara atmayacağım. Tümü etkendir, ama sen edilgensin. 
Her şey beni mutlu ediyor olabilir, ancak sen edemezsin. 
Her şey bende başlıyor ve bende bitiyor.

Unutmamış olacağım ki hala gıyabında yazıyor çiziyorum.
Onca yıl geçti, sanırım hala nasıl bir şey olduğunu hatırlıyorum. 
Onca yıl geçti, seninle yaşamaya alışıyorum.
Önemli olan da bu ya: Kanser ile yaşamayı öğrenen bireyler olduk, seninle yaşamayı mı öğrenemeyeceğiz?




Sol: Disko boy Sağ: Ben



22 Mayıs 2015 Cuma

ÇILGIN BEDİŞ

Önümde bir kadın var; sıfırdan on yediye evin hınzır çocuğu. 
Kaşını patlatan, kolunu yaran, burnuna nohut sokalayan, kibritlerin uç kısımlarını yiyen doymayıp bir de annesinden dayak yiyien, ekmek kırıntıları ile bulduğu her deliği dolduran.. Bir acayip çozuk. 

Önümde bir kadın var; on yedisinden on dokuzuna giderken 
kimliğini oturtmaya çalışan bir kız çocuğu, evinin bir kadını. Bir yanda yemeğini yaptığı, çamaşırını yıkadığı kocası.. Bir yanda boğuşmaktan geri kalmadığı karındaşları..

Önümde bir kadın var, on dokuzundan yirmi dördüne 
yanında yükünü sırtladığı kocası, kucağında ilk bebeği. 
Azalmayan şimdi daha da artan korkuları, kaygıları, endişeleri.. 
Yirmi dördünde ikiye katlanan çocukları, sıkıntıları.. Kendisini artık kaç parçaya böleceğini, nereye yetişeceğini düşünmeden koşturan bir yarışçı.  

Bir kadın var, yirmi dördünden elli birine
 yorulmadan hiç bıkmadan, durmadan, dinlenmeden yaşadığı hayatı, kaybettiği anasını  babasını, kazandığı başarıları, okuduğu kitapları, her beş yılda bir aksatmadan  özletmeden geçirdiği ameliyatları, hissettiği kızgınlıkları, ettiği kavgaları ... hiçe sayıp her gün sadece anne olmak için uyanan. 

Önümde bir kadın var, elli bir  yaşında.
 Kocasına göre; evinin becerikli hanımı, akıllı ve güzel kadını.. 
Kızlarının; bebişi, dostu, annesi.. 
Hala evin hınzır çocuğu, sataştıkları kardeşleri, kaygılandıkları endişelendikleri bebekleri.. 
Her şeyleri..

Önümüzde bir kadın var, uzansak da erişemediğimiz, koşsak da yetişemediğimiz..
Sana diyecek lafımız yok da, korkuyoruz.. 
Terleyeceksin, üşüteceksin bak ayağında terlik de yok! 
Fazla koşma, biraz dur; özleteceksin!





26 Mart 2015 Perşembe

Bağzı Mağlubiyetler

Bazı insanlar iyi ki varlar. Hayatınıza girmişler iyi ki. 
Hayır, bunu hastanede size özel oda ayalayabiliyor oldukları için söylemiyorum. Ya da taraftarı olduğunuz takımın internet sitesinde dahi bulamadığınız bir sivetşörtü aynı takımın taraftarı olmadıkları halde size bulabildikleri  için de söylemiyorum. 
Hatta kitapçıda tükenmiş olan bir ajandayı size ilettikleri için de söylemiyorum. 
Dört gün hiç dışarı çıkmadan yattığınız eviniz,
 ahıra dönmüştür diye gelip sizi evden zorla çıkarıp gezdirdikleri için de değil. 
Hele yılbaşında yalnızsınız, tek başına yalnızlık olmaz deyip sizinle tam bir yıl süren
 ottan-çöpten bir filmi izledikleri için de değil. 

İyi ki varlar...
 Mesela, adı 'aşk' olmasa da sizi tekrar klavyenin başına oturtup yazı yazdırabilecek hisleri yeşerttikleri için iyi ki varlar.
 Sizinle aynı aynda aynı kişiye kızabildikleri için iyi ki varlar. 
Sizin güvendiğiniz bir insandan sizi korumak için 
dikkat et uyarısını verebildikleri için iyi ki varlar. 
Sizinle aynı zamanda aynı düşünceleri paylaşabiliyor oldukları için.. 
Sizin değer yargılarınızı taşıyabildikleri için, 
aynı anda aynı şahsa aynı pencereden bakabildikleri için.. 
Sizinle aynı takımı destekleyebildiği için, aynı zaferi isteyebildiği için, 
aynı üzüntüyü duyabildikleri için..

Yazılarınızı okurlar mı.. 
Sevinirler mi, üzülürler mi..
E-posta döşerler mi, yoksa artık çabalamazlar mı.. 
Gülerler mi ağlarlar mı.. 
Üzerlerine alınırlar mı bilmem. 

Zaten bildiğim tek şey: bahsettiğim şeyin kedilerim olmadığıdır.

(Bu yazı, müthiş bir mağlubiyet sonrası 25.03.15 Çarşamba akşamı O'nlar için klavyeye alınmıştır.)

17 Şubat 2015 Salı

ALAK SURESİ

Mesela ben kesin tecavüze uğramayı hak ediyorumdur: 
Başımı örtmüyorum, vücut hatlarımı belli eden giysiler giyiyorum, tek başıma yaşıyorum... Kesin ben  aranıyorumdur zaten.  Körü körüne bağlanıp bir kez olsun varlığınızı sorgulayamadığınız, 'Ya Adem de üryan geldi, Havva da üryan geldi, sen de ben de üryan geliyoruz dünyaya. Bir canlının vücudu günah olsa yaradan zaten giysiyle yollardı bizi. Mühim olan benim zihinsel çıplaklığımı, cahilliğimi  ahlaksızlığımı örtmek. ' diye SİZ düşünemediğiniz için BEN ölmeyi hak ediyorum, siz beni öldürün en iyisi! Akşamları arkadaşlarımla dışarıya çıkıyorum, ne işim varsa akşam vakti dışarıda benim. Halbuki erkek çıkabilir dışarıya, kadın evde otursun. Kadın erkek eşitliğine inanmıyorsunuz; nasıl eşit olabiliriz ki?! Sizi yaratan yüce Allah, biz kadınları yaratan kilimci İbo. Yaratılanı yaradandan ötürü seviyorsunuz çünkü. Yaradanımızdan dolayı sevemediniz bizi. Kız mıyım kadın mıyım bilemezsiniz tabii, ilk ayeti: 'OKU!' olan bir dine mensup olup hiç okumadığınız için kadınlığın yalnızca cinsel beraberlik ile gelmediğini yani erişkin dişi insanı temsil ettiğini bilmeyecek kadar cahil olduğunuz için bence ben tacizi hak ediyorum! Komik bir şey duyduğum zaman kahkaha atıyorum bir de, ben kesin tecavüzü hak ediyorum!  

Yeri geldiğinde İslamiyeti, sözde müslümanlığınızı kullanarak dini duygularımızı sömürerek yığınla ahlaksızlık yapıyor olmanıza rağmen.. Yine de ben İslamiyetin size buyurduğu kadınlara saygıdan, anaların ayakları altındaki cennetten bahsetmeden, sizler gibi dini sömürmeden, özde insanlığa has bir olguya değinerek 'kadın hakları' diyorum! Erkeği yaratan başka kadını yaratan başka mı? 'Yaşam hakkı' diyorum! 

Mesela ben hiç bir belgeselde üç tane kaplanın toplaşıp dişisini taciz ettiğini yahut cinselliğe zorladığını hatta sonra öldürdüğünü görmedim. Ya da kısa şort giymiş diye, sütun gibi bacaklarını sergilediği için bir zürafanın ırzına geçildiğine şahit olmadım. Ya da yelelerini savurdu, başını örtmedi diye bir aslanın kıstırıldığını izlemedim. Yavru ceylanın daha bebek iken annesinin yanında hayatı öğrenirken kaçırıldığını yahut yaşlı bir ceylan ile evlendirildiğini de görmedim. Hiç bir baykuşun da 'gece gece o saatte ne işi var ağacın dalında' diye susturulduğuna da şahit değilim. ... 
İnsan düşünemeyen hayvandır.
Şimdi hayvan olmak vardı anasını satayım! 
Kadın olmak zor, adam olmak zor, insan olmak.. .



 Alak; İnsanın yaradılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. Bu surede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah'ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi ... anlatılır. Alak suresinin ilk ayetleri, muhteva bakımından da vahyin başlamasıyla uyumluluk sağlamaktadır. Metafizik alemle bağlantı sırasında gelen ilk emir "Oku" dur. Bu yeni bir başlangıçtır. Okuma yazma bilmeyen bir Resıl'ün, Ekrem olan Rabb'inin adıyla okumaya başlamasıdır.

Kaynak: http://kuran-ikeriminilkinenayetleri.nedir.com/#ixzz3RzPCWc3r


8 Mayıs 2014 Perşembe

Mezunlara Yaptığı Konuşma

İNSANLIK, her zamankinden daha önemli bir kavşakta bulunmaktadır. Yollardan biri, çaresizliğe ve umutsuzluğa gitmektedir. Diğeriyse, soyumuzun tükenişine. Tanrı'ya dua edelim ki, doğru seçimleri yapmamız için bize akıl versin. Boşuna konuşmuyorum burada. Varlığın mutlak anlamsızlığını telaş içinde idrak etmiş olmanın verdiği ruh hali, kötümserlik olarak yorumlanabilir. Değildir. Bu sadece, modern insanın içinde bulunduğu talihsiz durumla ilgili sağlıklı bir kaygıdır. (Burada 'Modern İnsan', Nietzsche'nin "Tanrı öldü" deyişinden sonra, Beatles'ın "I Wanna Hold Your Hand" parçasından önce doğmuş kişiler kast edilerek kullanılmaktadır. ) Bu talihsizlik, iki şekilden biriyle ifade edilebilir; ancak bazı dilbilimci felsefeciler, bunu bir matematik denklemine indirgeyip kolayca çözmeyi, hatta cüzdanlarında taşımayı yeğlemektedir.

En basit haliyle ifade edecek olursak, sorun şudur: Bitimli bir dünyada, benim alt ve üst bedenim dikkate alındığında, anlamlı bir şey bulmak nasıl mümkün olabilir? BİLİMİN bizi yarı yolda bıraktığını düşünürsek, bu çok zor bir sorudur. Evet, birçok hastalığı alt etmiştir, genetik şifreyi kırmıştır, insanı Ay'a bile götürmüştür ama seksen yaşında bir adamı on sekizinde iki garson kızla odaya kapattığınızda pek bir şey olmamaktadır. Çünkü gerçek sorunlar hiç değişmez. Hem insan ruhunu bir mikroskopla incelemek mümkün müdür? Olabilir belki, ama onun için de o çift dürbünlü, pahalı modellerden almanız gerekir. Dünyanın en gelişkin bilgisayarının, bir karıncanın beynine dahi sahip olamadığını biliyoruz. Aynı şeyi birçok akrabamız için de söyleyebiliriz ama en azından onları sadece düğünlerde ve özel günlerde görmek zorunda kalıyoruz.Bilim, sürekli bağımlı olduğumuz bir şeydir. Göğsüm ağrırsa, röntgen çektirmem gerekir. Peki ya röntgen ışınları bende daha büyük sorunlara yol açarsa? Ne oluyoruz demeden ameliyata alırlar. Tam oksijen verilirken intörnlerden biri sigara yakmaya kalkar. Sonra bir bakmışsın pijamalı halimle Dünya Ticaret Merkezi'nin tepesinden göklere doğru süzülüyorum. Bilim bu mudur? Tamam, bilim bize peyniri pastörize etmeyi öğretmiştir. Bunu arkadaşlar arasında denemek eğlenceli de olabilir.
* Ya hidrojen bombaları ne olacak?
* Bunlardan biri yanlışlıkla masadan düştü mü meydana gelenleri gördünüz mü hiç?
* Sonsuz bilmecelere kafa yorarken insan, bilim nerede?
* Evren nasıl doğdu?
* Ne zamandır var?
* Madde, bir patlamayla mı, yoksa Tanrı'nın kelamıyla mı ortaya çıktı?
* Tanrı'nın kelamıysa, iki hafta önce söylense de güzel havalardan faydalanılmış olsa olmaz mıydı yani?
* İnsan ölümlüdür derken ne demek istiyoruz?
İltifat etmediğimiz açıkça ortada.

DİN de bizi yarı yolda bıraktı ne yazık ki. Miguel de Unamuno, "bilincin sonsuz ısrarı" diye yazıyor tasasızca, ama bu kolay bir iş değil. 
Özellikle de Thackeray okumaya çalışırken. 
Eskiçağ insanları, her şeyi gözeten güçlü ve iyiliksever bir Yaradan'a inandıkları için ne kadar rahattılar diye düşünüyorum bazen. 
Karılarının kilo almaya başladığını gördüklerinde nasıl hayal kırıklığına uğramışlardır kim bilir! 
Tabii modern insan, bu rahatlıktan uzak. Kendisini sürekli bir inanç krizinin ortasında buluyor. Yeni moda deyimle, 'yabancılaşmış' oluyor. Modern insan, savaş yıkımını, doğal afetlerin dehşetini görmüş, herkesin tek gittiği barlara gitmiş... İyi dostum Jacques Monod, evrenin rastgeleliğinden söz ederdi sık sık. 
Var olan her şeyin sadece rastlantı sonucunda ortaya çıktığına, buna tek istisnanın, hizmetçisi tarafından hazırlandığını bildiği kahvaltısı olduğuna inanırdı. 
Tanrısal bir plana inanmak insana huzur verir elbette. Ancak bu bizi, insani sorumluluklarımızdan kurtarmaz. Ben, kardeşimin bakıcısı mıyım? Evet. İlginçtir ki, bu unvanı Prospect Park Hayvanat Bahçesi ile paylaşıyorum. 

Tanrısız kaldığımızı hissederek, TEKNOLOJİYİ yeni tanrımız kıldık. Peki yakın iş arkadaşım Nat Zipsky'nin kullandığı yeni Buick, Chicken Delight'ın vitrinine dalıp yüzlerce müşterinin çili yavrusu gibi dağılmasına yol açtığında, teknoloji bir cevap olabilir mi? Ekmek kızartma makinem, dört yıldır bir kez olsun doğru çalışmadı. Tüm talimatları uyguluyorum, iki dilim ekmeği yuvasına sokuyorum ama ekmekler birkaç saniye sonra ok gibi yukarı fırlıyor. Bir keresinde, çok sevdiğim bir kadının burnunu kırdılar. Sorunlarımızı çözmek için cıvata, somun ve elektriğe mi güveniyoruz? Tamam, telefon güzel bir şey, buzdolabı da, klima da. Ama her klima değil. Mesela kız kardeşim Henny'nin kliması. Çok gürültü çıkarmasına rağmen soğutmuyor. Onarsın diye adam çağırıyor, daha beter oluyor. Ya da adam, değiştir bunu diyor. Kız şikayet edecek oluyor, beni bunaltma diyor. İşte bu adam gerçekten yabancılaşmış. Yabancılaşmakla kalmamış, sürekli sırıtıyor.

SORUN,yöneticilerimizin bizi mekanize bir topluma iyi hazırlamamış olması. Politikacılarımız ya beceriksiz, ya sahtekar. Bazen bir günde ikisi birden olabiliyorlar. Hükümet, sokaktaki adamın ihtiyaçlarına duyarsız. Sokakta yürüyen bir milletvekili gördüğünüzde onunla konuşmanız yasak. Demokrasinin hali hazırda en iyi yönetim biçimi olduğunu yadsımıyorum. Demokrasilerde en azından vatandaşlık hakları gözetiliyor. Hiçbir yurttaş işkenceden geçirilemez, kanunsuz hapsedilemez ve bazı Broadway temsillerini zorla izlemek zorunda bırakılamaz. Ancak bu, Sovyetler Birliği'nde yaşananlardan fersah fersah uzakta. Onların totaliter rejiminde, ıslık çalarken suçüstü yakalanan bir insan, otuz yıl ağır kürek cezasına çarptırılıyor. On beş yılın ardından hala ıslık çalıyorsa da vuruyorlar adamı. Bu vahşi faşizmle kol kola yürüyen terörizm var sonra. İnsanoğlu, hayatı boyunca pirzolasını kesmekten hiç bu kadar korkmamıştı. Ya patlarsa? Şiddet şiddeti doğuruyor ve bazı tahminlere göre 1990 yılına gelindiğinde adam kaçırma, sosyal etkileşimin en yaygın yolu olacak. Nüfus patlaması, sorunları kırılma noktası erişilene dek katlayacak. Rakamlara göre dünyanın nüfusu, en ağır piyanoyu bile taşımak için gerekli olan sayının şimdiden çok üstünde. Üremeyi durdurmazsak, 200 yılında akşam yemek yiyecek yerimiz kalmayacak ve tek çaremiz tanımadığımız insanların tepesine sofra kurmak olacak. Biz yemek yerken onlar bir saat hareketsiz duracaklar. Tabii enerji kıtlığı da başlayacak ve her otomobil sahibine ancak bir karış geri gidebilecek kadar benzin verilecek.

Bu güçlüklerle yüzleşmek yerine uyuşturucu ve seks gibi dikkat dağıtıcı şeylere yöneliyoruz. Yaşadığımız toplum, haddinden fazla hoşgörülü. Pornografi hiç böyle gemi azı almamıştı. Filmlerde kullanılan ışık da berbat! Tanımlanmış hedefleri olmayan bir toplumuz. Sevmeyi hiç öğrenemedik. Liderimiz ve kapsamlı programlarımız yok. Ruhani bir merkezimiz yok. Evrende yapayalnız gezinip duruyoruz ve içine düştüğümüz bunaltı ve acıyla birbirimize canavarca şiddet uyguluyoruz. Neyse ki izan duygumuzu yitirmedik. 

Özetlemek gerekirse, geleceğin büyük fırsatlar barındırdığı kesin. Ayrıca tuzakları da var. Önemli olan, tuzaklardan kaçınmak, fırsatları yakalamak ve akşam trafiğine kalmadan eve dönmek.


Woody Allen