'Aşk bitti.
Aşk hiç biter mi?'
Aşk hiç başladı mı?
Aşk sana hiç uğradı mı?
***
Aşk ne ki? Romeo ve Juliet mi? Leyla ile Mecnun mu? Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Yusuf ile Züleyha mı?
Ya onlar sahiden var oldu mu? Var olduysa da öldü mü? Issız acun kaldı mı? Kim görmüş bu aşkı?Peki bu aşk dedikleri öldürüyorsa, azraile hacet var mı?
***
Aşk ne ki? Sevginin aşırısı mı? Heyecanlısı mı? Ömrü üç yıl olanı mı? On beşinde uğrayıp, on sekizinde terk edeni mi? Hiç mutlu sonu olmayanı mı?
***
Aşk ne ki? Hayranlık mı? Annen mi? Baban mı? Abin, ablan, kardeşin mi? En yakın arkadaşın mı? Yoksa sesini duyup yüzünü görmediğin mi? Yüzünü görüp dokunamadığın mı?
***
Aşk ne ki? Deli-kanlı'lık mı? Ergenlik mi? Çocukluk mu? Adam olana çok mu? Azı karar, çoğu zarar mı? Hep zararla ziyan mı? Olmaz olsun onun aşkı da sevgisi de mi?
Vakit kaybı mı? Vakit öldürmek mi? İlla bir şeyler ölmeli mi?
Boş yere uğraş mı? Aşk.. Uğraş mı? 'Boş zamanlarında uğraş' mı? 'Ben sana aşık olma demiyorum,hobi olarak yine ol...' mu? Hobi mi? Kimimiz için fobi mi?
Olmayan bir kavram üzerine on ikinci yüzyıldan beri uğraşıp durmuşlar. Sanmışlar aşık olmuşlar. İzahını bulamamışlar. Kime ellerini sürdülerse yok etmişler. Anlatamamışlar. Yakmışlar, yıkmışlar, vurmuşlar, kırmışlar... Hiç mutlu olamamışlar. Hepsi de ballandırmış, kuvvetlendirmiş, güçlendirmiş kahramanlarını.Övüp durmuş kendisini. 'Ben dağı delerim, ben çölü aşarım, ben korkmam kendimi vururum, ölüme bile giderim! ' Egolarını tatmin etmişler; 'Benimki dağı deldi, benimki çölü aştı, benimki kendini vurdu, benimki yandı bitti kül oldu... Ama korkmadı.'
Meselenin özü şuydu; Mecnun varsa vardı Leyla... Tam aksi gibi; Leyla varsa vardı Mecnun. Leyla yoksa ne efsanesi olurdu, ne bir emaresi. Hep Mecnun'lar var etti Leyla'sını. Yahut Leyla'lar Mecnun'larını... Bak Trt'ye Leyla'sız Mecnun oldu mu hiç? (Fatal Error.)
Diyeceğim o ki... Aşk diye bir şey yok.
Aşk zaten senin adın. Aşk dediğin kendinsin bir yerde. Aşkın ta kendisisin. Sen varsan aşk var mesela...Seversin, çok seversin hem de. Gözün kararır, aptal olursun. Çocuk olursun, düşünemezsin. Ama aşık olmazsın; sen olursun. Çocuk olan da, ölüme koşan da, yanan yakılan da sensindir. Kendini tanırsın. Sonra da kendinden korkar, kendinden kaçar, aşka çöp atarsın.
Aşkın suçu yok, olmayan bir şeyin bir de suçu mu olur?
(Hoş burası Türkiye,büyük konuşmamak lazım.)
İşte öyle bir şey.
29 Mayıs 2013 Çarşamba
28 Mayıs 2013 Salı
Sana Dair
Aynı rahime düşmüşüz, aynı karında başlamış hikayelerimiz. Belki bir parçanı bırakmıştın, üzerime ilk giydiğim sendin belki. Senden sonra gelmiş, yerleşmiştim işte. Ne bileyim, daha doğmadan alışmışım belki de sana. Sonra da doğmuşum, aynı yuvaya. Aynı ana,aynı babaya... Kundaklarımız, oyuncaklarımız hatta gülüp ağlaştıklarımız bile ortak olmuş. 'Öyle çok şey var ki bak; Sana Dair...'
En yanlışları senin başına geldi belki ama, ikimiz de yanlış gemileri suya indirdik; yüzdürmeye çalıştık. Altı sene (pardon beş buçuk) arayla 'Yanlış gemiler yaktık;aldırmadan...'
Sonra aynı kavgalarda buluştuk; ben belki yine çocuktum sense genç.Çağlarımız örtüşmemişti belki, kabahat bizde değildi. 'Ve bir çağ gerekti bize; ve bir çağ bundan özgür... Öyle çok şey var ki bak; Sana Dair...'
Üniversite çıktı başımıza. Tam artık büyüyorum, artık bana kızmaz, artık az hata yaparım diyordum... Sen yoktun. Zaten ben de hala hata yapıyordum. Ve ben hala hata yapıyorum.
Biri de yetmedi sana, Türkiye kesmedi. 'Sonra kuşlar gitti. Tortusu kaldı eski bir korkunun: ' Sen yine yoktun.
Bir türlü şans benden yana olmadı. Aza kanaat etmeyen çoğu bulamadı. Nankörüz işte, Bursa'nın kıymeti bilinmedi. Ayda bir iki sefer görmek varken, yılda bir ikiye razı olduk. Ama ben duymadım hiç. Sen 'Demedin bunlar kötü.'
Bir yirmi beş mayısı daha devirdik.
Bakma sana yazdığıma, bu sahiden benim günümdü.
İlk kalkanım, daha doğmadan sevdiğim, yanımda olamasa da benimle olan... Beni ben kılan: Sen'in doğum günün. Benim günüm.
Benden şanslısı yoktur aslında.Senin gibi bir kalkan, bir abla, bir dost , bir her şey... Hani yazdım ya, şans benden yana olmadı diye; o da şımarıklığımdan. Boş zamanlarımda bol bol küserim bilirsin, ne şanssızlığımdan, ne kızgınlığımdan, ne kırgınlığımdan... 'Ne de son küsüşüm kaderime...' Ben yine küserim zaten sen gittiğinde.
![]() |
| Bize Dair. |
9 Mayıs 2013 Perşembe
Seyr-ü Sefer
Bunlar hep duygu tahminleri işte.
(Tatmin etmeseler de. )'Şuanda parçalı mutlu, sağanak göz-yaşlı, seyrek kahkahalı bir duygunun etkisindeyiz.'
İnzivaya çekilmek diye bir şey var aslında.
İster memeli ister memesiz, hayvanlar alemine mensup çoğu canlının aslında gözle görülmeyen psikolojik ihtiyacıdır bu. Dikkat ederseniz, komünikasyon diye bir şeyleri olmayan hayvanlarda bile kış uykusu ihtiyacını görebilirsiniz. Bu da zaman zaman -tıpkı beden gibi- canlının ruhunun da dinlenmesi gerektiğinin kanıtı olabilir pek ala.
Ama işin garip tarafı, ömrünüzün o kısımlarındayken gördükleriniz (rüyalar da buna dahil) dinlendirmek yerine sizi daha da yorabilir. Tabir-i caizdir : dinlenmenin en yorucu kısmı da burasıdır. Görmekten usandığınız şeyler, yetmezmiş gibi bir de içtimada sizi yoklar. ( 'İçtimayı' da burada kullanmamın sebebi tamamen duygusal ; madem asker olamıyorum. Ben askere gidecem! )
Peki ben bunu niye anlatıyorum?
Gördüğüm rüyanın, etkisinde olduğum duyguya tuz-biber olmasından. Rüyadan tuz mu olur? Uykunun kendisi şekerleme oluyor da rüyadan tuz neden olmasın? Olur. Bırakın tuzu, isot bile olur kabuslar, karabasanlar, basamayanlar...
***
Hah. Burada mısın?
Rüya diyordum. Hoş gelmiştin. Hoştun işte. Nasıl hissettin,nereden duydun, yine beni yalnız bırakmadın... Sahiden benimle yaşadığına inanmaya başladım. Utanmasam,yokluğunu hissetmiyorum diyeceğim. Utanmıyorum, artık yokluğunu hissetmiyorum. Ne zaman ihtiyacım olsa hayatıma bir şekilde giriyorsun. Bu kez de beni çukurdan kucaklayıp, şehrin üzerinde tur attırdın. Ama güzel olan uçmak mıydı yanında olmak mıydı onu kestiremedim. Zaten kestirmiyordum; saat gece ikiydi ve alarm sekize kuruluydu. Hayır çakılıydı. Hayır,çakılı olan bendim. Alarm çaldı, ben çakıldım.
Ve koca bir gün ben, ne yerde ne gökteydim. Bir garip seferdeydim.
Hiç uyanmasak? Dönmesek bu seyrüseferden?
-Bu seyrüsefer sözünün burada geçme sebebi, tamamen kelimeyi sevdiğimden.-
2 Mayıs 2013 Perşembe
Döngüsel Hareket Engellenemez.
'Tamam' dersin. 'Artık yeter'. Etrafa çeki düzen verirsin,dağınıklığı kaldırırsın,silersin-süpürürsün.Perdelerini çekersin.Kapılarını kapatırsın.'Artık oturmalı,dinlenmeli.Bu yorugunlukla ben hiç bir işin üstesinden gelemem.'
İşte,sen tam çayını demlemiş köşene çekilmiş,yerini almışken... Kapı çalar. Tanrı misafiridir;git diyemezsin.'En iyisi ben duymamazlıktan geleyim,evde yokmuşum gibi davranayım.Her kimse çalar çalar gider nasılsa.'
Ama evde bulamazsa,komşudan sorar. Kapıdan gider,bacadan gelir. Telefonun çalmaya başlar.'Neredesin? Evde yoksun.'demek için arar. E demokraside çareler tükenmez; 'Telefonu evde unuturum,çantaya koymuş olurum,sesini kısmış olurum.. Derim işte bir şeyler. '
Telefonu da açmadın mı evinin yolunu gözler.Sen kaçtıkta o seni bulur. Anlayacağın... Ondan kaçamazsın. Düşünürsün... 'Teslim olmalı,böyle gitmez.Madem kaçışın yok;aşık ol gitsin' dersin.
Ve sonra...
'Tamam' dersin. 'Artık yeter'. Etrafa çeki düzen verirsin,dağınıklığı kaldırırsın,silersin-süpürürsün.Perdelerini çekersin.Kapılarını kapatırsın.'Artık oturmalı,dinlenmeli.Bu yorugunlukla ben hiç bir işin üstesinden gelemem.'
İşte,sen tam çayını demlemiş köşene çekilmiş,yerini almışken... Kapı çalar. Tanrı misafiridir;git diyemezsin.'En iyisi ben duymamazlıktan geleyim,evde yokmuşum gibi davranayım.Her kimse çalar çalar...
İşte,sen tam çayını demlemiş köşene çekilmiş,yerini almışken... Kapı çalar. Tanrı misafiridir;git diyemezsin.'En iyisi ben duymamazlıktan geleyim,evde yokmuşum gibi davranayım.Her kimse çalar çalar gider nasılsa.'
Ama evde bulamazsa,komşudan sorar. Kapıdan gider,bacadan gelir. Telefonun çalmaya başlar.'Neredesin? Evde yoksun.'demek için arar. E demokraside çareler tükenmez; 'Telefonu evde unuturum,çantaya koymuş olurum,sesini kısmış olurum.. Derim işte bir şeyler. '
Telefonu da açmadın mı evinin yolunu gözler.Sen kaçtıkta o seni bulur. Anlayacağın... Ondan kaçamazsın. Düşünürsün... 'Teslim olmalı,böyle gitmez.Madem kaçışın yok;aşık ol gitsin' dersin.
Ve sonra...
'Tamam' dersin. 'Artık yeter'. Etrafa çeki düzen verirsin,dağınıklığı kaldırırsın,silersin-süpürürsün.Perdelerini çekersin.Kapılarını kapatırsın.'Artık oturmalı,dinlenmeli.Bu yorugunlukla ben hiç bir işin üstesinden gelemem.'
İşte,sen tam çayını demlemiş köşene çekilmiş,yerini almışken... Kapı çalar. Tanrı misafiridir;git diyemezsin.'En iyisi ben duymamazlıktan geleyim,evde yokmuşum gibi davranayım.Her kimse çalar çalar...
25 Ocak 2013 Cuma
Bi' Röpteşambır Versem?
Ben seni seviyorum diye senin de gururlanman gerekmiyor, gerçekten.
Çünkü seni sevmem üzerimdeki kıyafetleri sevmem gibi bir şey. Üzerimdekilerin ne olduğunun hiç bir önemi olmadığı gibi 'sen' in de kim olduğunun önemin yok sanırım.
Anlaması güç, öyle değil mi? Ama artık anlamanı bekliyorum. Tamam bir açıklık getirelim.
Dışarıdan gelirsin, ev buz gibidir. Pijamalarının soğuk olması da betimlememin tuzu biberi. Üzerini değiştirmen pijamalarını giyip ev haline bürünmen gerek. Ama bunu yapmak istemezsin, çünkü üşüyeceğini bilirsin. Geç de olsa ısınacağına rağmen, sen o on dakikalık ürperme için üzerini değiştirmek istemezsin.
Ve dediğim gibi üzerindekilerin ne olduğunun da hiç bir önemi yok. günlük kıyafetlerin olduğu gibi sabah uyanıp güne başlamak için pijamalarını da değiştirmek istemezsin. Hatta sırf bu yüzden güne başlamaktan, yataktan çıkmaktan dahi çekinirsin. Yani uzun lafın kısası; üzerindekilerin hiç bir önemi yoktur. iBu kıyafet bir smokin de olabilir bir tulum da...
Demem o ki; senin ne olduğunun, kim olduğunun hiç bir önemi yok. Ben değil pijamalarımı değiştirmek, yataktan çıkıp da güne başlamak eylemine bile karşıyım. Bu yastığa, bu yorgana ben çok alıştım. Ben sana alıştım. Ve aynı ben kıyafetimi değiştirmek, başka birini sevmeye soyunmak , üşümek hiç istemiyorum.
(Ama yataktan çıkıp üzerime bir röpteşambır geçirsem fena olmaz sanki? Ama pijama aynı pijama ... )
Çünkü seni sevmem üzerimdeki kıyafetleri sevmem gibi bir şey. Üzerimdekilerin ne olduğunun hiç bir önemi olmadığı gibi 'sen' in de kim olduğunun önemin yok sanırım.
Anlaması güç, öyle değil mi? Ama artık anlamanı bekliyorum. Tamam bir açıklık getirelim.
Dışarıdan gelirsin, ev buz gibidir. Pijamalarının soğuk olması da betimlememin tuzu biberi. Üzerini değiştirmen pijamalarını giyip ev haline bürünmen gerek. Ama bunu yapmak istemezsin, çünkü üşüyeceğini bilirsin. Geç de olsa ısınacağına rağmen, sen o on dakikalık ürperme için üzerini değiştirmek istemezsin.
Ve dediğim gibi üzerindekilerin ne olduğunun da hiç bir önemi yok. günlük kıyafetlerin olduğu gibi sabah uyanıp güne başlamak için pijamalarını da değiştirmek istemezsin. Hatta sırf bu yüzden güne başlamaktan, yataktan çıkmaktan dahi çekinirsin. Yani uzun lafın kısası; üzerindekilerin hiç bir önemi yoktur. iBu kıyafet bir smokin de olabilir bir tulum da...
Demem o ki; senin ne olduğunun, kim olduğunun hiç bir önemi yok. Ben değil pijamalarımı değiştirmek, yataktan çıkıp da güne başlamak eylemine bile karşıyım. Bu yastığa, bu yorgana ben çok alıştım. Ben sana alıştım. Ve aynı ben kıyafetimi değiştirmek, başka birini sevmeye soyunmak , üşümek hiç istemiyorum.
(Ama yataktan çıkıp üzerime bir röpteşambır geçirsem fena olmaz sanki? Ama pijama aynı pijama ... )
20 Ocak 2013 Pazar
Sucu Çocuk
Bir daha senden bahsedersem artık biri çıkıp 'Seviyorsan git konuş bence' diyecek diye korkuyorum.
Halbuki seni bulsam nasıl da konuşmayacağımı bilmiyorlar.
Bulmak dedim evet; nerede olduğun yahut ne yaptığın ile ilgili en ufak bir fikrim yok. Olsa da gelip kolundan tutacak biri değilim, 'Ben ne tutucam, devlet tutsun!' demeyi planlıyorum.
Az çok biliyorsundur artık beni; (biraz çocukluk diye tabir ederek) istediğim halde yapmadığım hiç bir şey yoktu. Bu yüzden sütten çoğu kez dilimi yakmışımdır ve sonuç olarak geldiğim noktada yoğurdu üflemek yerine yememekte kararlıyım. İstediğim halde yapmayacağım bir çok şeyim oldu.
***
Okuyasın için değil hiç biri inan. Ama merakım; eğer bunları okuyor olsaydın üzerine alınır mıydın? Benden ne kadar haberdardın? Haberdar olsan sen neden aramazdın? Basit bir soru olmasa gerek, bunun yanıtını ben bile kendime veremiyorum. Yüzlerce neden sayabilirim ama doğru yanıtı tutturamam misal. Zaten önemli olan yanıtlamaktı.
***
Saat dört ve ben oturmuş seni düşünüyorum. Yapacak başka işim mi yok sanki. Hayır bu saatte yapacak iş var da ben mi yapmıyorum? Urfa'da Oxford vardı da biz mi gitmedik? Olsa da biz gidemezdik; okuduğumuz okula bakınca pek Oxford'luk öğrenciler değilmişiz gibime geliyor. Kaldıki böyle bir memleketin böyle aptal bir sınavından öyle bir başarı elde etmek bile yeterdi. Zaten önemli olan katılmaktı.
***
Gül ile tanışıklığımı hatırladım birden. Senin arkadaşında güller, sen vesile olmuştun. Daha önce hiç başıma gelmemişti güller, başıma gelmemiş derken ciddiyim. Güzel bir tanışmaydı, o zaman belki söylememiştim ama ilk kez çiçek almıştım. Çok güzel bir sürprizdi, çok mutlu olmuştum ki gülü de hiç sevmem. Sen vesile olduğun için sevmiştim belki de. Sen beni unuttun, ben yaprakları kuruttum. Sonra bir daha ne seni gördüm ne de yaprakları...
***
Gördüğüm hayal değildi. Sen sahiden buradaydın, etinle kemiğinle. Memleketimde... O tarihi taşlar da fotoğraflarınla birlikte bir tarih daha olmuşlardı. Celsus da kimmiş,kitaplığa adını veren içindeki kitaplardır. Bir de önünde anı ölümsüzleştirenler. Her zaman bildiğim sen gibi, sade sendin. Siyah hırkan ve beyaz sen. Öyle temizdinki... Sen beyazdın, beyaz sen. Beni hatırlamış mıydın? Griyi? Aramayı düşünmüş müydün? Yoksa senin de istediğin halde yapmayacağın bir şey miydi? Oysa evimdeydin. Sırtını bizim bloklara vermiş, hatıra fotoğrafı çektirmiştin farketmeden.
***
Şimdi soğuk bir su iyi mi gider?
Suyu ben bilmem; 'Sucu Çocuk' (*) bilir.
(*): Melih Kibar - Yadigar (2001)
8 numaralı enstrümantal parça
Mayıs'
Halbuki seni bulsam nasıl da konuşmayacağımı bilmiyorlar.
Bulmak dedim evet; nerede olduğun yahut ne yaptığın ile ilgili en ufak bir fikrim yok. Olsa da gelip kolundan tutacak biri değilim, 'Ben ne tutucam, devlet tutsun!' demeyi planlıyorum.
Az çok biliyorsundur artık beni; (biraz çocukluk diye tabir ederek) istediğim halde yapmadığım hiç bir şey yoktu. Bu yüzden sütten çoğu kez dilimi yakmışımdır ve sonuç olarak geldiğim noktada yoğurdu üflemek yerine yememekte kararlıyım. İstediğim halde yapmayacağım bir çok şeyim oldu.
***
Okuyasın için değil hiç biri inan. Ama merakım; eğer bunları okuyor olsaydın üzerine alınır mıydın? Benden ne kadar haberdardın? Haberdar olsan sen neden aramazdın? Basit bir soru olmasa gerek, bunun yanıtını ben bile kendime veremiyorum. Yüzlerce neden sayabilirim ama doğru yanıtı tutturamam misal. Zaten önemli olan yanıtlamaktı.
***
Saat dört ve ben oturmuş seni düşünüyorum. Yapacak başka işim mi yok sanki. Hayır bu saatte yapacak iş var da ben mi yapmıyorum? Urfa'da Oxford vardı da biz mi gitmedik? Olsa da biz gidemezdik; okuduğumuz okula bakınca pek Oxford'luk öğrenciler değilmişiz gibime geliyor. Kaldıki böyle bir memleketin böyle aptal bir sınavından öyle bir başarı elde etmek bile yeterdi. Zaten önemli olan katılmaktı.
***
Gül ile tanışıklığımı hatırladım birden. Senin arkadaşında güller, sen vesile olmuştun. Daha önce hiç başıma gelmemişti güller, başıma gelmemiş derken ciddiyim. Güzel bir tanışmaydı, o zaman belki söylememiştim ama ilk kez çiçek almıştım. Çok güzel bir sürprizdi, çok mutlu olmuştum ki gülü de hiç sevmem. Sen vesile olduğun için sevmiştim belki de. Sen beni unuttun, ben yaprakları kuruttum. Sonra bir daha ne seni gördüm ne de yaprakları...
***
Gördüğüm hayal değildi. Sen sahiden buradaydın, etinle kemiğinle. Memleketimde... O tarihi taşlar da fotoğraflarınla birlikte bir tarih daha olmuşlardı. Celsus da kimmiş,kitaplığa adını veren içindeki kitaplardır. Bir de önünde anı ölümsüzleştirenler. Her zaman bildiğim sen gibi, sade sendin. Siyah hırkan ve beyaz sen. Öyle temizdinki... Sen beyazdın, beyaz sen. Beni hatırlamış mıydın? Griyi? Aramayı düşünmüş müydün? Yoksa senin de istediğin halde yapmayacağın bir şey miydi? Oysa evimdeydin. Sırtını bizim bloklara vermiş, hatıra fotoğrafı çektirmiştin farketmeden.
***
Şimdi soğuk bir su iyi mi gider?
Suyu ben bilmem; 'Sucu Çocuk' (*) bilir.
(*): Melih Kibar - Yadigar (2001)
8 numaralı enstrümantal parça
Mayıs'
17 Ocak 2013 Perşembe
Kuyu Masalı
Meğer ben ne arabeskmişim.
Günlerimin teması sen olunca; kurduğum cümlelerden, kullandığım kelimelerden tut yediğim içtiğime kadar modernite dışı bir insan oldum. On yedinci yüzyılın ardına düştüm. Düşüne bir tekme de sen vur...
Beni bu hale sen soktun,sen çıkar demek geliyor içimden.
Ben çıkmak istemiyorum.
'Siz beni beklemeyin, devam edin!'
...
Koca memlekette İzmir'e gelmeni geçtim, sanki koca dünyada yalnız iki kulak sende varmış gibi önümden ilerleyen herkesi sen sanıyorum. Burnuma gelen parfümler, aslında hep senin kullandıkların oluyor. Tüm güzel kokuların yabancı olmasına rağmen bana hiç biri yabancı gelmiyor. Dahası, mentol aromalı sakızı sanki yalnızca sen çiğniyordun ve ben seninle çiğnemeyi öğrenmişim gibi her ağzıma atışımda gözümün önüne geliyorsun.
Bugünlerde ben, bu "Sen Kuyusu" nun dibinde kendimi boğmak istiyorum. Ve kurtuluşum için sallanan her halatı geri iade ediyorum.
'Bırakın! Kurbağa prens gelicek. Boğulan güzelin sonu mutlu bitecek...'
...
Birden hayatımın en özel yerine nasıl yerleştin sen? Kim koydu seni oraya? Hayatımın neresi aralık kalmış, sen nereden girdin? Sen benimle değilken ben nasıl oluyor da her dakika seninle oluyorum? Seni bu kadar önemli kılan ne? Benim için özel olmanın sebebi ne? Ben mi kattım biraz sana? Öyle mi sevdim dersin seni? Belki sen de bensiz o kadar güzel değil miydin hani? Böyle miydi Ceyhun Yılmaz'ın lafı?
Sen' in dibindeyim.
Yağmur yağıyor şimdi.
Yükseliyor su seviyesi.
Biraz daha dalıp, kurbağa prensimi bekleyeyim.
Ama öncesinde tutmalıyım nefesimi...
Günlerimin teması sen olunca; kurduğum cümlelerden, kullandığım kelimelerden tut yediğim içtiğime kadar modernite dışı bir insan oldum. On yedinci yüzyılın ardına düştüm. Düşüne bir tekme de sen vur...
Beni bu hale sen soktun,sen çıkar demek geliyor içimden.
Ben çıkmak istemiyorum.
'Siz beni beklemeyin, devam edin!'
...
Koca memlekette İzmir'e gelmeni geçtim, sanki koca dünyada yalnız iki kulak sende varmış gibi önümden ilerleyen herkesi sen sanıyorum. Burnuma gelen parfümler, aslında hep senin kullandıkların oluyor. Tüm güzel kokuların yabancı olmasına rağmen bana hiç biri yabancı gelmiyor. Dahası, mentol aromalı sakızı sanki yalnızca sen çiğniyordun ve ben seninle çiğnemeyi öğrenmişim gibi her ağzıma atışımda gözümün önüne geliyorsun.
Bugünlerde ben, bu "Sen Kuyusu" nun dibinde kendimi boğmak istiyorum. Ve kurtuluşum için sallanan her halatı geri iade ediyorum.
'Bırakın! Kurbağa prens gelicek. Boğulan güzelin sonu mutlu bitecek...'
...
Birden hayatımın en özel yerine nasıl yerleştin sen? Kim koydu seni oraya? Hayatımın neresi aralık kalmış, sen nereden girdin? Sen benimle değilken ben nasıl oluyor da her dakika seninle oluyorum? Seni bu kadar önemli kılan ne? Benim için özel olmanın sebebi ne? Ben mi kattım biraz sana? Öyle mi sevdim dersin seni? Belki sen de bensiz o kadar güzel değil miydin hani? Böyle miydi Ceyhun Yılmaz'ın lafı?
Sen' in dibindeyim.
Yağmur yağıyor şimdi.
Yükseliyor su seviyesi.
Biraz daha dalıp, kurbağa prensimi bekleyeyim.
Ama öncesinde tutmalıyım nefesimi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
